<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>




<rss version="2.0">

<channel>
<title>Accayip.com. New posts at the forum</title>
<link>http://www.accayip.com/</link>
<description></description>
<managingEditor>wWw.X-iWeb.Ru</managingEditor>
<webMaster>Accayip.com. New posts at the forum</webMaster>
<language>tr-tr</language>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=330</link>

	<description>[googlevideo]7213947314297011810[/googlevideo]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
( Aleviyol araştırması )&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pir Sultan Abdal Şenlikleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi&amp;amp;#8217;ne bağlı Banaz Köyü&amp;amp;#8217;nde yaşamıştır. Halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve uğraşları nedeniyle Osmanlı yönetiminin şimşeklerini üstünde toplamış; sonuçta Sivas&amp;amp;#8217;ta asılmıştır. Osmanlı yönetimi, Pir Sultan Abdal&amp;amp;#8217;ı asmakla da yetinmemiş, deyişlerini, şiirlerini de yasaklamıştır. Tüm baskı ve yasaklara karşın, halk, Pir Sultan Abdal&amp;amp;#8217;ı unutmamış; 400 yıldan beri deyişlerini, şiirlerini sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       Banaz Halkı, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan Abdal&amp;amp;#8217;ın ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yaşatmayı amaçlar. 1976&amp;amp;#8217;da Banaz Köyü&amp;amp;#8217;nde &amp;amp;#8220;Pir Sultan Abdal&amp;amp;#8221; adıyla bir dernek kurulur. Derneğin öncülüğünde ve yöre halkının katkıları ve katılımıyla her yıl Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Yıldız Dağı&amp;amp;#8217;na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç kaplamalı bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılır. Ne var ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diğer dernekler gibi bu derneği de kapatırlar. Sevenleri, Pir Sultan Abdal&amp;amp;#8217;ı yaşatmaya kararlıdır. 1988&amp;amp;#8217;de Ankara&amp;amp;#8217;da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği&amp;amp;#8217;ni kurulur. Eskiden olduğu gibi, Banaz Köyü&amp;amp;#8217;nde her yıl Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de başlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       1-4 Temmuz 1993&amp;amp;#8217;te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan&amp;amp;#8217;ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
  Çağrı mektubu şöyledir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Sayın Başkan ve Yönetim Kurulunun Değerli Üyeleri;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Önce bir hususun altını sevinerek çizmek gerekiyor. Hepimizin mutlulukla izlediği bir örgütlenme sürecini birlikte yaşıyoruz. Bu süreci başlatma şansının bizlere ve bizim kuşaklarımıza nasip olması, kuşkusuz ayrı bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir. Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk&amp;#39;ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır. Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır. Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL&amp;#39;dır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Çağdaş ve ilerici bir yaklaşım örgütlülüğün önemli bir kilometretaşı olan dernek ve vakıflarımızın giderek amacına daha uygun işlevleri üstleneceğine inancımız tamdır. Evrensel yanları bugüne dek fazla yansımayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanlığa kazandırılması konusundaki çabalarımızı tarih kuşkusuz tespit edecek ve değerlendirecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Canlar,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Bilindiği gibi, Kültür Bakanlığı güzel Anadolumuzun evrensel isimleri adına kültür şenlikleri düzenliyor. Ancak siyasi iktidarın bu kapsamda ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen şenliklerde Alevi felsefesinin özünü saptırmaya çalıştığını, onu siyasi araç yaptığını hepimiz üzülerek izliyoruz. Bunun en somut ve çarpıcı örneği, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek&amp;#39;tir. Zeybek&amp;#39;in o ünlü konuşmasında, Hacı Bektaş Veli&amp;#39;nin Ahmet Yesevi tarikatına bağlı olduğunu, ondan feyz aldığını kanıtlamak için büyük çaba sarfetiği hâlâ hatırlardadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır. Bu şenlikler, Anadolu kültürünün gün ışığına çıktığı, yaşadığı, ete kemiğe büründüğü, renklendiği, insanları etkilediği ve kitleselleştirdiği devinimlerdir. Bu şenliklerin siyasi amaçla kullanılmasına asla izin vermemeli, onlara sahip çıkmalı ve özünün korunmasına gerekli özeni göstermeliyiz. Bunu sağlamak için de ev sahipliğini biz yapmalıyız, şenlikleri bizler yönetmeliyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri&amp;#39;ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir. Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır. Basının, TV&amp;#39;nin şenlikleri takip etmesi sağlanmalı ve bu yoldan şenliğe katılamayan yurttaşlarımıza da ulaşılmalıdır. Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarımızın kitleselliğe dönüşmesine ve kamuoyuna mal olmasına bu şenlikler büyük katkı sağlamalıdır. Bu nedenle yazımız ekinde sunulan Şenlik Programı&amp;#39;nda sıralanan etkinliklerin, dernek ve vakıflarımız arasında paylaştırılması düşünülmektedir. Örneğin; bir kuruluşumuz semah ekibi ile katılarak katkıda bulunacaksa, bir başka kuruluşumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçıları veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç sağlamayı, konaklama için yer ayırmayı vb... görevleri üstlenerek katılabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Sevgili Canlar;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere yaklaşık olarak elli kuruma gönderilecektir. Pek doğal olarak, özellikle yurtdışındaki kuruluşlarımızın organizasyon içerisinde aktif bir görev almaları ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir. Bu kuruluşlarımızdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organisazyona katkı beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Ancak bu kuruluşlarımızın yönetici ve üyeleri, tatillerini şenlik tarihine denk getirir ve konuğumuz olurlarsa, hem şenliğimizi onurlandırırlar, hem de bizi mutlu kılarlar. Şenlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkıda bulunacak kuruluşlar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Şenlik Komitesi&amp;#39;ne önereceklerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri&amp;#39;ne maddi veya manevi olarak katılmayı düşünenlerin ve &amp;amp;#8220;Şenlik Komitesi Üyeleri&amp;amp;#8217;nin isimleri, dergimizin 7. sayısında ilan edilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önerilerimize olumlu yaklaşım gösteren kuruluşlarımızın değişiklik öneri veya düşünceleri varsa, onları en geç 15 Mayıs 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz. 22. 04. 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saygılarımızla...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Rıza AYDOĞMUŞ    Murtaza DEMİR    &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Gen. Bşk. Yrd.      Genel Başkan &amp;amp;#8220;  3 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Derneğin çağrısına çok sayıda örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçı, semah ve tiyatro ekibi olumlu yanıt verdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği&amp;amp;#8217;nin yöneticileri, Kültür Bakanlığı&amp;amp;#8217;nın ve Sivas Valiliğinin katkılarını da istemişlerdir. Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliği, bu istemi olumlu karşılar ve mali katkı yanında, konaklama ve ağırlama konusunda da katkıda bulunulacağı bildirilir. Hatta, Sivas üst Düzenleme Kurulunda, Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü Mehmet Talay da yer alır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara&amp;amp;#8217;dan Sivas&amp;amp;#8217;a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nin konferans salonu tıklım tıklım dolmuştur. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD&amp;amp;#8217;nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin&amp;amp;#8217;in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin konuşur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunları ekibi salonu coşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Öğleden sonra Buruciye Medresesi&amp;amp;#8217;nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapılır. Yazarların imza masalarının önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar oluşturmuştur. Halkla yazarlar ve sanatçılar bir aile gibi kaynaşmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saat 17.00&amp;amp;#8217;de Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nde Hasret Gültekin&amp;amp;#8217; in dinletisinden sonra, &amp;amp;#8220;Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına&amp;amp;#8220; başlığıyla düzenlenen panel başladı. Yazar - Gazeteci Sami Karaören&amp;amp;#8217;in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
    2 Temmuz günü programı saat 10.00&amp;amp;#8217;da başladı. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmanın yorgunluğuna aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Buruciye Medresesi&amp;amp;#8217;ndeki fotoğraf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi aynı yoğunlukta sürüyordu. Salonun açılışından çok önce gelmiş insanlar, ellerindeki kitapları imzalatmak ve değerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla bekleşiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saat 14.00&amp;amp;#8217;deki Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nde Arif Sağ&amp;amp;#8217;ın dinletisinden sonra, &amp;amp;#8220;Medya ve Emperyalizm&amp;amp;#8221; paneli yapılacaktı. Hasan Uysal&amp;amp;#8217;ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılıyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     b) Saldırı Başlıyor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     PSAKD&amp;amp;#8217;nin Sivas&amp;amp;#8217;taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas&amp;amp;#8217;a taşımışlar ve militanlar, Belediye&amp;amp;#8217;nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
    Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;MÜSLÜMAN KAMUOYUNA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Bismillâhirrahmânirrahim&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Peygamber, mü&amp;amp;#8217;minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü&amp;amp;#8217;minlerin analarıdır.&amp;amp;#8221; (Ahzâb:6)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Mü&amp;amp;#8217;minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)&amp;amp;#8217;ne ve O&amp;amp;#8217;nun temiz zevcelerine, Allah&amp;amp;#8217;ın beytine (Kâbe&amp;amp;#8217;ye) ve kitab&amp;amp;#8217;ı Kur&amp;amp;#8217;an&amp;amp;#8217;a alçakça küfredilmekte ve mü&amp;amp;#8217;minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel&amp;amp;#8217;un Rüşdi&amp;amp;#8217;nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur&amp;amp;#8217;an&amp;amp;#8217;ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)&amp;amp;#8217;in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür&amp;amp;#8217;etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
    &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar&amp;amp;#8217;ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar&amp;amp;#8217;la alay edercesine gezebilmektedir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;İslâmın Peygamberi&amp;amp;#8217;ni ve kitab&amp;amp;#8217;ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Gün, Allah (C.C.)&amp;amp;#8217;ın vahyi Kur&amp;amp;#8217;an-ı Kerim&amp;amp;#8217;e, Allah&amp;amp;#8217;ın meleklerine, Allah&amp;amp;#8217;ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)&amp;amp;#8217;e, O&amp;amp;#8217;nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;&amp;amp;#8216;İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.&amp;amp;#8217; ( Nisa:76)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
             &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8221;MÜSLÜMANLAR&amp;amp;#8221;  4&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220; Halkımıza Çağrı;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, &amp;amp;#8216;basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti&amp;amp;#8217; adı altında, Müslümanlar&amp;amp;#8217;ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam&amp;amp;#8217;ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah&amp;amp;#8217;a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220; &amp;amp;#8216;Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O&amp;amp;#8217;nun eşleri, onların anneleridir...&amp;amp;#8217; ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220; &amp;amp;#8216;Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah&amp;amp;#8217;ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.&amp;amp;#8217; ( Enfal Suresi, Ayet : 30)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220; &amp;amp;#8216;Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.&amp;amp;#8217; ( Saff Suresi , Ayet:8)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8220;Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     &amp;amp;#8221;MÜSLÜMANLAR&amp;amp;#8221; 5&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Etkinliklerin ikinci günü, Sivas&amp;amp;#8217;taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30&amp;amp;#8217;da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
    &amp;amp;#8220;Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas&amp;amp;#8217;ta kuruldu, Sivas&amp;amp;#8217;ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak&amp;amp;#8220; sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nden Valiliğe yöneldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, &amp;amp;#8220;Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed&amp;amp;#8217;in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...&amp;amp;#8221; sloganlarıyla binayı taşa tuttular...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saldırganların bir kolu, yeni dikilen &amp;amp;#8220;Halk Ozanları Heykeli&amp;amp;#8221;ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli&amp;amp;#8217;ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, &amp;amp;#8220;Dağılın, yapmayın&amp;amp;#8221; demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi&amp;amp;#8217;ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara&amp;amp;#8217;da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara&amp;amp;#8217;da SHP milletvekili Cevdet Selvi&amp;amp;#8217;yi, Bakan Seyfi Oktay&amp;amp;#8217;ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen&amp;amp;#8217; i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay&amp;amp;#8217;la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, &amp;amp;#8220;Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır&amp;amp;#8221; yanıtını veriyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30&amp;amp;#8217;da Başbakanı ve İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara&amp;amp;#8217;yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40&amp;amp;#8217;da yeniden İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45&amp;amp;#8217;te Başbakanı ve İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Sivas Valisi&amp;amp;#8217;nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü&amp;amp;#8217;nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü&amp;amp;#8217;nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı&amp;amp;#8217;ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Otel&amp;amp;#8217;de bulunanların Ankara&amp;amp;#8217;daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Madımak Oteli&amp;amp;#8217;ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara&amp;amp;#8217;daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     4 Temmuz günü, Sivas&amp;amp;#8217;ın Madımak Oteli&amp;amp;#8217;nde 35 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli&amp;amp;#8217;yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
  * Yaşamını Yitirenler &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1) Behçet Sefa AYSAN    Şair - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2) Yeşim ÖZKAN  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     3) Nurcan ŞAHİN   Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     4) Muhibe AKARSU  Misafir - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     5) Muhlis AKARSU  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     6) Murat GÜNDÜZ   Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     7) Handan METİN   Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     8) Ahmet ÖZYURT  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     9) Huriye ÖZKAN   Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     10) İnci TÜRK     Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     11) Özlem ŞAHİN   Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     12) Yasemin SİVRİ  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     13) Asuman SİVRİ  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     14) Uğur KAYNAR   Şair  - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     15) Sehergül ATEŞ  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     16) Gülender AKÇA  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     17) Gülsün KARABABA     Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     18) Mehmet ATAY  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     19) Hasret GÜLTEKİN Sanatçı - Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     20) Serkan DOĞAN  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     21) Muammer ÇİÇEK Sanatçı - Tokat&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     22) Belkıs ÇAKIR    Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     23) Asaf KOÇAK    Karikatürist - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     24) Edibe SULARI AĞBABA Misafir - İsviçre&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     25) Menekşe KAYA  Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     26) Koray KAYA    Çoçuk - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     27) Serpil ÇANİK    Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     28) Erdal AYRANCI  Yönetmen - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     29) Asım BEZİRCİ   Yazar - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     30) Sait METİN    Sanatçı - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     31) Carina Cuanna THUIJS Misafir - Hollanda&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     32) Nesimi ÇİMEN   Sanatçı - İstanbul&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     33) Metin ALTIOK   Şair, Yazar - Ankara&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     34) Kenan YILMAZ  Otel görevlisi - Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     35) Ahmet ÖZTÜRK  Otel görevlisi - Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Yaralananlar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1) Aziz NESİN     27) Oktay SAMUR  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2) Lütfiye AYDIN   28) Kadir ARDIÇ   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     3) Cafer Can AYDIN 29) Ahmet BAYRAM &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     4) Aydoğan YAVAŞLI 30) Faruk YALÇIN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     5) Melahat YAVAŞLI 31)H.İbrahim DARBİÇER&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     6) Kamber ÇAKIR   32) Ahmet YAPAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     7) Lütfi KALELİ     33) Şaban YILMAZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     8) Serdar DOĞAN   34)Selahattin ÖZASLAN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     9) Gülay ŞAHİN    35) Nurettin DARIKA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     10) Makbule ÇİMEN  36) Sabri KANGAL&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     11) Nuray ÖZKAN   37) Birsen GÜNDÜZ &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     12) Bülent DAYLAŞLI 38) Mustafa GÖKTEKİN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     13) Faruk DAYLAŞLI 39) Turan KESER   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     14) Bedia ATMACA  40) Erkan KILIÇ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     15) Şadiye TANIŞ   41) Şükrü GÜLMEZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     16) İnci ŞENER     42) Bilal KALE&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     17) Nevzat ÇİĞDAMLI     43) Ali SERTAŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     18) Ünal ALTUNAY  44) Çiğdem GÜLHAN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     19) Ali UYGUR 45) Mecit ÜNAL&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     20) Hasan YILDIRIM 46) Hidayet ÖZDEN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     21) A. Turan ONAK  47) Solmaz YILMAZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     22) Mustafa KAYA  48) Zülali BİLGİN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     23) Erdal KOÇ 49) Seyit İNAT&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     24) Rukiye GÜLER   50) Ersin GÜREN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     25) Adem ŞAHİN   51) Salim CEBENAY&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     26) Ercan DEVELİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Otelden yara almadan kurtulanlar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1) Arif SAĞ       21) Neval OĞAN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2) Yıldız SAĞ      22) Tuncay YILMAZ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     3) Murtaza DEMİR   23) Demet IŞIK&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
    4) Ali ÇAĞAN  24) Elif DUMANLI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     5) Haydar ÜNAL    25) Murat KILIÇ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     6) Yüksel YILDIRIM  26) İclal KARAKUŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     7) Ali BALKIZ      27) Ertan KARTAL&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     8) Ali BAŞTUĞ 28) Ali Rıza KOÇYİĞİT&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     9) Ali DOĞAN      29) Mustafa TÜRKAN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     10) Ayben KOP    30) Rıza AYDOĞMUŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     11) Ali YÜCE      31) Mehmet AYDOĞMUŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     12) Nimet YÜCE    32) Deniz HUNAR&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     13) Celal YILDIZ    33) Ferhun ATEŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     14) Nurhan METİN  34) Cevat GERAY&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     15) Cem CELASUN  35) Gülsen GERAY&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     16) Zerrin TAŞPINAR 36) Olgun ŞENSOY&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     17) Mehtap YÜCEL  37) Nuray ÖZKAN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     18) Hülya KADEROĞLU    38) Cevat ÜSTÜN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     19) Battal PEHLİVAN 39) Hidayet KARAKUŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     20) Türkân PEHLİVAN     40) İ. Cem ERSEVEN&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Yaralanan polisler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1) Doğukan ÖNER  İl Emniyet Müdürü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2) Rahim ÇALIŞKAN  Emniyet Müd. Yrd.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     3) Mustafa UZUN   Şube Müdürü&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     4) Yaşar TEMEL    Başkomiser&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     5) İbrahim KURŞUN  Komiser&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     6) Sönmez KAYIŞ   Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     7) Ramazan KARATAŞ     Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     8) Bülent DAMLACI  Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     9) Nevzat GÜNDOĞDU     Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     10) Ersoy KARA    Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     11) Şaban AKIN    Polis Memuru &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     12) Salim ŞEN Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     13) Hüseyin YÜKSEL Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     14) Sebahattin DİNÇ Polis Memuru&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     (Kaynak: Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s.335-37) 6&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     d) Devlet yetkilileri ne dedi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Sivas&amp;amp;#8217;ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 35 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ;&amp;amp;#8220;Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz&amp;amp;#8221; diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının &amp;amp;#8220;halk&amp;amp;#8221;tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, &amp;amp;#8220;Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz&amp;amp;#8221; şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Başbakan Tansu Çiller ise, &amp;amp;#8220;Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir&amp;amp;#8221; diyebiliyordu. Daha sonra TBMM&amp;amp;#8217;de yaptığı bir konuşmada da Van&amp;amp;#8217;da yakılan bir oteli, Sivas&amp;amp;#8217;takiyle karıştırmış ve &amp;amp;#8220;Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır&amp;amp;#8221; demişti. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, &amp;amp;#8220;Aziz Nesin&amp;amp;#8217;in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir&amp;amp;#8221; şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190&amp;amp;#8217;a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı&amp;amp;#8217;na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124&amp;amp;#8217;ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Olay, rejime yönelik ve arkasında ırkçı-şeriatçı örgütlerin bulunduğu siyasal bir gelişme şeklinde ele alınmadı. Hukuki süreç bu yönde işletilmedi. Böylece, 35 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın düzenleyicileri olan ırkçı-şeriatçı örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     e) Sivas Valiliğinin Raporu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sivas Valisi Ahmet KARABİLGİN, katliamla ilgili olarak hazırladığı bir raporu İçişleri Bakanlığına sunar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
  * Olay Öncesi İstihbarat &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     01. 07. 1993 Perşembe günü, İl Merkezinde başlayacak olan ve aralarında Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in bulunduğu birçok yazar ve sanatçının katılacağı 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri&amp;amp;#8217;ni protesto etmek amacıyla, 30. 06. 1993 günü &amp;amp;#8216;gizli&amp;amp;#8217; olarak, &amp;amp;#8216;Ek - 1&amp;amp;#8217;de sunulan bildiri dağıtılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Konunun hassasiyetinden dolayı, etkinlik programı ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlüğü&amp;amp;#8217;ne faksla iletilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
II. Olayın Başlangıcı ve Seyri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2 Temmuz 1993 Cuma&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii&amp;amp;#8217;nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı&amp;amp;#8217;na doğru ilerledikleri bildirilmiştir. (13.30)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, &amp;amp;#8220;Vali istifa&amp;amp;#8221;,&amp;amp;#8221;zafer İslam&amp;amp;#8217;ın&amp;amp;#8221;,&amp;amp;#8221;Şeytan Aziz&amp;amp;#8221;,&amp;amp;#8221; İslamiyet&amp;amp;#8217;i ezdirmeyeceğiz&amp;amp;#8221; vb. sloganlar atmışlardır. (13.40)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelemiştir. (13.55)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenmiştir. (14.10)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. (14.40)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Grup, Buriciye Medresesi&amp;amp;#8217;ne gelmiştir. (14.45)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlamışlardır. (14.50)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Grup, Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;ndan Atatürk Caddesi&amp;amp;#8217;ne yönelmiştir. (15.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Atatürk Caddesi&amp;amp;#8217;nden yeniden Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. (15.10)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenmiştir. (15.30)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için bir konuşma yapmıştır. (15.48)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Kültür Merkezi&amp;amp;#8217;nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;na ve Madımak Oteli civarına gelen yaklaşık 10 bin kişilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmiştir. (15.55)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik&amp;amp;#8217;ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. (18.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;na gelmiştir. (18.30)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan&amp;amp;#8217;dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. (19.14)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. (19.50)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. (20.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. (20.05)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Yangın Otele de sıçramıştır. (20.10)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Afyon Sokak&amp;amp;#8217;tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. (20.20) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Hükümet Meydanı&amp;amp;#8217;na gelen göstericiler, Hükümet Konağı&amp;amp;#8217;nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. (20.40)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. (20.50)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. (21.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmiştir. (21.40)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Sayın İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. (22.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     - Valilikçe ilan edilen &amp;amp;#8221;sokağa çıkma yasağı&amp;amp;#8221; ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. (23.00)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     III. Olayın Nedeni &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Olayların asıl nedeni, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin&amp;amp;#8217;i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların, fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karşısında eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlüğünü imkansız kılan bir gelişim seyretmiştir. Gelişmeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Çeşitli camilerden çıkan ve normal bir kalabalık içinde küçük gruplar halinde değişik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konağı önünde kanunsuz gösterilerine başladılar. 13.30 dolaylarında başlayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptığım haberleşmede, başlayan olaya karşı alınacak önlemler değerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmuştur. Olayın, ilk dakikalarında yarattığı izlenim, toplanan kişilerin hemen dağılıp gidecekleri şeklinde olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Topluluğun Hükümet Konağı önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdükleri ve yere oturmaya başladıkları görüldüğünde, işin ciddiyeti anlaşılmış ve saat 13.45&amp;amp;#8217;te, yani olayın başlamasından 15 dakika sonra, Tugay Komutanı&amp;amp;#8217;ndan askeri güç talebinde bulunulmuştur. 13.45&amp;amp;#8217;te başlayan ve aralıklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karşılık verilmiştir. Hazırlandığı bildirilen kırk kişilik ilk kuvvet, Hükümet Konağı önüne ancak saat 16.00 dolaylarında ulaşmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Saat 19.10&amp;amp;#8217;da Genelkurmay Başkanı ile yaptığım telefon görüşmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamıştır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu telefon görüşmesinde, Tugay&amp;amp;#8217;ın tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanılacağını bildirmiştir. Saat 19.45&amp;amp;#8217;te, göstericiler kundaklanmış Madımak Oteli&amp;amp;#8217;ne girmek üzereyken, Tugay&amp;amp;#8217;ın son gelen ek gücü, koşar adımla kalabalığa müdahale etmeye çalışmış, ama kalabalığı yaramamıştır. Tugay takviyesinin en son anda, saldırganlar otele girmek üzereyken ulaşmakta olduğu, deşifre edilecek Emniyet telsiz konuşmalarından, Emniyet Müdürü ile yaptığım haberleşmelerden de anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kritik anda yanımda bulunan İl Jandarma Komutanı&amp;amp;#8217;nın emri ile Jandarma timinin havaya ateş açması, olayların daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     IV. Son Değerlendirme&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     1. Kanunsuz bir toplum olayına dönüşeceği yönünde kesin bir belirti bulunmamasına rağmen her türlü güvenlik önleminin alındığı etkinliklerde fanatik bir grubun çıkarttığı olayın, daha önceki yıllarda yaşanan ve tüm şehri kaplayan mezhepler arası çatışmaya dönüşmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ateş edip olayları daha da alevlendirmesi yanlışlığına düşülmemesi yönünde her türlü duyarlılık gösterilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Keza aynı yaklaşım, Sayın Başbakan&amp;amp;#8217;ımız ve İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;mızla yaptığım telefon görüşmelerinde, &amp;amp;#8216;Gösteriler içindeki halkın, güvenlik güçlerinin ve saldırıya hedef olan misafirlerin hepsinin korunması zorunluluğu olmadıkça kuvvete başvurulmaması&amp;amp;#8217; şeklinde tekrar edilmiş ve bu yönde talimatlar alınmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     2. İlk anda kuvvete başvurup, grubun tüm şehre yayılması; olayların tüm şehri kaplaması ve sayıca yetersiz güvenlik güçlerinin şehre yayılan olaylar karşısında iyice güçsüz bir duruma düşmesi ve olayların daha büyük facialara dönüşmesi sonuçlarını yaratabilirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     3. Çevre illerden gelen takviye güçler, 25-30 sayıları mertebesinde kalmış, Tugay&amp;amp;#8217;ın tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli desteğin zamanında katılamaması sonucunu doğurmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     V. Sonuç&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Sonuç olarak, yaşanan üzücü olayın öncesinde, olay sırasında ve sonrasında, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanılmaya çalışılarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı&amp;amp;#8217;ndan, İçişleri Bakanlığı Sayın Müsteşarı&amp;amp;#8217;nın bilgisi altında Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yıldızeli, Kangal, Şarkışla ve Zara Kaymakamlarından takviye kuvvet zamanında istenilmiş, Sayın Başbakan&amp;amp;#8217;a, Sayın İçişleri Bakanı&amp;amp;#8217;na, Sayın İçişleri Bakanlığı Müsteşarı&amp;amp;#8217;na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Yaşanan bu üzücü olayda, Valiliğimiz yasal ve idari her türlü çareye başvurmuş, gerekli makamlarla haberleşme ve koordinasyon içinde bulunmuştur. Dünyanın her yerinde, ülkemizin birçok yerleşim merkezinde de yapılması gereken en temel iş, olayları sınırlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiliğimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir.  7&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
f) Tahrik mi, Tertip mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklaşımları, yakılanların bunu sanki hak ettiği yolundadır. Saldırganlara yönelik herhangi bir tutum alınmasına karşı çıkmakta, olayın tahrike bağlı bir duyarlık olduğunu iddia etmektedirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in tahrikleri ekseninde yürütülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Emniye tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durulmamış; saldırı Aziz NESİN&amp;amp;#8217;ın tahriklerine bağlanmış ve iddianame, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet temelinde hazırlanmıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM&amp;amp;#8217;ye sunduğu iddianamede de, &amp;amp;#8220;Sivas&amp;amp;#8217;ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi&amp;amp;#8221; gibi ifadelere yer verilmiştir. 8 DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in tahrikine bağlamışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, &amp;amp;#8220;Müslüman Kamuoyuna&amp;amp;#8221; başlıklı bir bildirinin dağıtıldığını belirtmiştik. Şenliklerin birinci gününün akşamı, &amp;amp;#8220;Halkımıza Çağrı&amp;amp;#8221; başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya&amp;amp;#8217;dan Sivas&amp;amp;#8217;a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas&amp;amp;#8217;taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM&amp;amp;#8217;nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonuna ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımları da ilginç bilgilerle yüklüdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan Doğukan ÖNER: &amp;amp;#8220;... Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli&amp;amp;#8217;ne gitmiş. Gece saat 21.00&amp;amp;#8217;de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli&amp;amp;#8217;nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN&amp;amp;#8217;e yönelik olan bir hadise değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &amp;amp;#8220;... Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde görmedim...&amp;amp;#8221; 9&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): &amp;amp;#8220;Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük... Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar...&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Millet Partisi İl Başkanı: &amp;amp;#8220;Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
     Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): &amp;amp;#8220;Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk&amp;amp;#8217;e karşı yapıldı. Belediye Başkanı &amp;amp;#8216;Gazanız mübarek olsun&amp;amp;#8217; diyerek manevi destek verdi.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): &amp;amp;#8220;Aziz NESİN Sivas&amp;amp;#8217;a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): &amp;amp;#8221;Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...&amp;amp;#8221; 10&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtmişlerdir. 11&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      g) Yargı Süreci&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Katliamdan birkaç gün sonra soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve yargılamanın gelişimi şöyledir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      1) Sivas C. Başsavcılığı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten dolayı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatır ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi&amp;amp;#8217;nde kamu davası açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 kararıyla, kamu güvenliği yönünden davayı Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Kararıyla dava Ankara DGM&amp;amp;#8217;ye gönderilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      2) Sivas C. Başsavcılığı, ayrıca 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayılı iddianamesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesi&amp;amp;#8217;nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenliği nedeniyle dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi&amp;amp;#8217;ne gönderir. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi de, oluşumunun DGM&amp;amp;#8217;yi ilgilendirdiği gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayılı kararıyla davayı Ankara DGM&amp;amp;#8217;ye gönderir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      3) Sivas İli, Kayseri DGM kapsamındadır. Bu yüzden, Kayseri DGM Savcılığı da soruşturma başlatır. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayılı kararıyla davayı kamu düzeni bakımından Ankara DGM&amp;amp;#8217;ye gönderir.   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      4) Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyaları hakkında 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verir. Böylece Mahkemeler arasında uyuşmazlık sonucu dava dosyası Yargıtay&amp;amp;#8217;a gider. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayılı kararıyla Ankara DGM&amp;amp;#8217;nin yetkili olduğuna karar verir.    &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      5) Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açılan davaların dosyasını, gerekse Ağır Ceza Mahkemesi&amp;amp;#8217;nde açılan dosyayı 1993/106 Esas kararıyla birleştirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM&amp;amp;#8217;de açılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Görüldüğü gibi, saldırı ve katliam sırasında Emniyet, suçluları yakalamada oldukça pasif kalmış; Sivas&amp;amp;#8217;ın dışından gelen saldırganlar kolaylıkla Sivas&amp;amp;#8217;ı terketmişlerdir. Sonradan gözaltına alınanların tümüne yakını Sivas&amp;amp;#8217;ta oturanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Yargı sürecinde dava dosyası, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Ağır Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılmıştır. Böylece sıcağı sıcağına soruşturma başlatılmadığı gibi, suçluların çoğunluğu çoktan kayıplara karışmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      35 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden olan bu katliamın soruşturulmasına, yargılanmasına etki eden veya engellemeye çalışan gizli güçler mi vardır? Burası tartışma konusu olmuştur. Ama katliamın öncesi, sonrası ve yargılama süresinde saldırganların korunduğuna, basın ve kamuoyu tanık olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ankara 1 nolu DGM&amp;amp;#8217;ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &amp;amp;#8220;İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Banaz Köyü&amp;amp;#8217;nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri&amp;amp;#8217;nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi&amp;amp;#8217;nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı&amp;amp;#8217;nı Türkiye&amp;amp;#8217;de de yayınlayan Aziz Nesin&amp;amp;#8217;in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;İslam dünyasında tepki yaratan &amp;amp;#8216;Şeytan Ayetleri&amp;amp;#8217; kitabının Türkiye&amp;amp;#8217;de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin&amp;amp;#8217;in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri&amp;amp;#8217;nin her yıl Banaz Köyü&amp;amp;#8217;nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi&amp;amp;#8217;ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Hele hele Aziz Nesin&amp;amp;#8217;in İslam Dini&amp;amp;#8217;ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, &amp;amp;#8216;Bu şenlik neden İl Merkezi&amp;amp;#8217;nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?&amp;amp;#8217; soruları cevapsız kalmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Bir yanda &amp;amp;#8216;Marksist-Leninist&amp;amp;#8217; düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;... Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...&amp;amp;#8221;  12&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      DGM savcılarının iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri ve bu şenliğe katılanlar &amp;amp;#8220;Dev-Sol, Dev-Genç, PKK&amp;amp;#8221; örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlanmaktadır. Bu örgütlerin Sivas&amp;amp;#8217;ta yürüyüş yaptıklarından sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliğinin ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir. Yine, katliamı gerçekleştiren ırkçı-şeriatçı örgütlerden hiç söz edilmemiştir. Katliamın nedenini Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in tahrikine ve sol örgütlere bağlayarak savcıların, katliamı yapanlardan yana taraflı olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM&amp;amp;#8217;de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas&amp;amp;#8217;ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &amp;amp;#8220;...Şeriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargılandığı ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından olan Sivas Olayları Davasının her yönüyle topluma, halkımıza açık olması gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanağa yazılmamış olan &amp;amp;#8216;Gizlilik kararı&amp;amp;#8217;nın sürmesini asla benimsemeyiz, yargılamanın kamuoyundaki inandırıcılığına gölge düşmesine göz yummayı, halkın haber alma hakkının tıkanmasını içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;Bu nedenle meslektaşlarımız, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmiş bulunan &amp;amp;#8216;Gizlilik kararı&amp;amp;#8217; kaldırılıncaya kadar, duruşmalar halka açık olarak yapılıncaya kadar, duruşmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumluluğu ve hukuki yanlışlığı ile baş başa bırakma kararı vermişlerdir...&amp;amp;#8221; 13&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Müdahil avukatların bu kararını desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi de tüm şubeleriyle açlık grevi kararını aldı. 14 Haziran 1994 günü başlayan ve18 Haziran akşamı sona eren dört günlük açlık grevine, Derneğin 35 Şubesinin tüm yönetim kadrosu katıldı. Açlık grevi süresince 100 binin üstünde kişi ve kurum temsilcisi Derneği ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara&amp;amp;#8217;da 200 bin bildiri dağıtıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994&amp;amp;#8217;te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &amp;amp;#8220;Gerekçeli Karar: ...Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN&amp;amp;#8217;e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in Anadolu&amp;amp;#8217;nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
       &amp;amp;#8220;... Olayların müştekisi Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in, Bakanlar Kurulu&amp;amp;#8217;nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan &amp;amp;#8216;Şeytan Ayetleri&amp;amp;#8217; isimli kitabın Türkiye&amp;amp;#8217;ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye&amp;amp;#8217;de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesinde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK&amp;amp;#8217;nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek... hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...&amp;amp;#8220; (Ankara 1 nolu DGM&amp;amp;#8217;nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465) 14&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15&amp;amp;#8217;er yıl, 3 sanığı hakkında 10&amp;amp;#8217;ar yıl, 54 sanığı hakkında 3&amp;amp;#8217;er yıl, 6 sanığı hakkında 2&amp;amp;#8217;şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      DGM&amp;amp;#8217;nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Müdahil avukatlar, DGM&amp;amp;#8217;nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyiz ettiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, &amp;amp;#8220;Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu&amp;amp;#8221; belirterek DGM&amp;amp;#8217;nin kararını esastan bozdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Ankara 1 nolu DGM, Yargıtay&amp;amp;#8217;ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997&amp;amp;#8217;de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      &amp;amp;#8220;... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağının önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il&amp;amp;#8217;de temsilcisi olan valiye &amp;amp;#8216;Şerefsiz vali&amp;amp;#8217;, &amp;amp;#8216;Vali istifa&amp;amp;#8217; şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde &amp;amp;#8216;Şeriat gelecek zulüm bitecek&amp;amp;#8217;, &amp;amp;#8216;Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız&amp;amp;#8217;, &amp;amp;#8216;Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik&amp;amp;#8217;, &amp;amp;#8216;Şeriat isteriz&amp;amp;#8217;, &amp;amp;#8216;Dinsiz laikler&amp;amp;#8217; sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması &amp;amp;#8216;Yak yak&amp;amp;#8217; sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK&amp;amp;#8217;nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN&amp;amp;#8217;in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır...&amp;amp;#8221; (Gerekçeli Karar, s. 65-67)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      DGM&amp;amp;#8217;nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
      Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önündedir.     &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KAYNAKLAR &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1)  Zeki COŞKUN, Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas, s. 27&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2)  İlke Dergisi, Sayı: 58 (Ekim 1978)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3)  PSAKD Arşivi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4)  Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s. 319&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5)  A.g.e., s. 323&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6)  A.g.e., s. 335&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7)  A.g.e., s. 330 ve Lütfi KALELİ, Sivas Katliamı, s. 41&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8)  Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9)  Sivas Dosyası (TBMM Araştırma Komisyonu Dosyası)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10) A.g.e.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11) Kayseri DGM Savcılığı (16. 07. 1993-KL -4)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12) Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190), s. 95, 96, 111, 112&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13) A.g.e.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14) A.g.e.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bölümle ilgili geniş bilgi için şu kaynaklardan yararlanılabilir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A- Kitaplar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1)  Muzaffer İlhan ERDOST, Üç Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2)  Zeki COŞKUN, Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3)  Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4)  Çetin YİĞENOĞLU, Ölü Ozanlar Kenti Sivas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5)  Ali YILDIRIM, Ateşe Semaha Durmak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6)  Ali BALKIZ, Sivas&amp;amp;#8217;tan Sydney&amp;amp;#8217;e Pir Sultan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7)  Bilinmeyen Yönleriyle Sivas Katliamı, Ayyıldız Yayınları&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8)  Lütfi KALELİ, Sivas Katliamı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9)  Serdar DOĞAN, Yaşamak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10)    Öner YAĞCI, Sivas&amp;amp;#8217;ı Unutmadık&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B-Dergiler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1)  Pir Sultan Abdal / Kültür ve Sanat Dergisi, Sayı 8, Ağustos 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2)  A.g.e., Sayı 9, Ekim 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3)  A.g.e., Sayı 10, Aralık 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4)  A.g.e., Sayı 12, Haziran 1994&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5)  A.g.e., Sayı 13, Ocak 1995&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6)  A.g.e., Sayı 15, Haziran 1995&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7)  A.g.e., Sayı 16, Temmuz 1995&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8)  A.g.e., Sayı 20, Eylül 1996&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9)  A.g.e., Sayı 23, Temmuz 1997&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10) A.g.e., Sayı 24, Ekim 1997&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
C-Gazeteler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1)  Cumhuriyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10,11 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2)  Miliyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3)  Hürriyet, 3, 4, 5, 6, 7, 8, ,9 10 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4)  Aydınlık, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5)  Sonhavadis, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6)  Tercüman, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7)  Akşam, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8)  Akit, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9)  Zaman, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10) Sabah, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11) Türkiye, 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=329</link>

	<description>[googlevideo]4193933188757467682[/googlevideo]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[img]http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/4260.jpg[/img]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
27 Şubat 1947&amp;#39;de Ankara&amp;#39;nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas&amp;#39;da, liseyi İstanbul&amp;#39;da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965&amp;#39;de Türkiye İşçi Partisi (TİP)&amp;#39;nin Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. 7 Kasım 1966&amp;#39;da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
30 Ocak 1968&amp;#39;de Devrimci Hukuklular Örgütünü kurdu. 7 Mart 1968&amp;#39;de İÜ Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk&amp;#39;ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs&amp;#39;a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs&amp;#39;ta 6. Filo&amp;#39;yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Milli Demokratik Devrim (MDD) görüşünü benimseyen Deniz Gezmiş, bu görüşün özellikle devrimci öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. Ekim 1968&amp;#39;de eylemlerde birlikte olduğu Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Ömer Erim Süerkan&amp;#39;la birlikte Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB)&amp;#39;ni kurdu. 1 Kasım 1968&amp;#39;de TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) , AÜTB, ODTÜÖB ve DÖB&amp;#39;ün başlattığı Samsun&amp;#39;dan Ankara&amp;#39;ya Mustafa Kemal Yürüyüşü&amp;#39;nü düzenledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1969&amp;amp;#8217;da Filistin&amp;amp;#8217;e gitti, gerilla eğitimi gördü. THKO örgütünü kurdu. Örgütün ilk eylemi olan İşbankası Ankara Emek Şubesi soygununa katıldı. Yine Ankara&amp;amp;#8217;daki Balgat Amerikan Üssü&amp;amp;#8217;nden dört Amerikalının kaçırılması eylemine katıldı. Sivas Gemerek&amp;amp;#8217;te çatışmada yakalandı. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevinde idam edildi.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=328</link>

	<description>[googlevideo]7455248533056402176[/googlevideo]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (S.A.V), 571 yılında Mekke&amp;#39;de doğdu. Mekke&amp;#39;nin ve Arabistan&amp;#39;ın en nüfuslu kabilesi olan Kureyş&amp;#39;in, Benihaşim (Haşimoğulları) boyundandır. Babası Kureyş kabilesinin lideri ve Mekke yöneticisi olan Abdülmuttalip&amp;#39;in oğlu Abdullah, annesi ise yine aynı kabilenin Zühre boyundan Vehb bin Abd Menaf&amp;#39;ın kızı Amine idi. Babasını doğmadan, annesini ise altı yaşında kaybeden Hz.Muhammed (S.A.V), büyükbabası Abdülmuttalip&amp;#39;ın himayesine girdi. Hz.Muhammed (S.A.V), sekiz yaşında iken Abdülmuttalip&amp;#39;de ölünce, amcası Ebu Talib&amp;#39;in yanına alındı. 10-12 yaşlarında çobanlık yapmak zorunda kaldı. Bu ağır koşullara rağmen Hz. Muhammed (S.A.V) mazbut bir hayat sürmekte, dürüstlüğü ve doğruluğu ile tanınmaktaydı. Bu yüzden henüz gençliğinde herkesin takdir ve saygısını kazanmış, &amp;quot;Muhammed el-Emin&amp;quot; diye anılmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (S.A.V) gençliğinde, ticaretle uğraşan amcası ile Suriye&amp;#39;ye gitti. Daha sonra Hz. Hatice bint Huveylit adında zengin bir dul kadının, ticari işlerini yürütmesi için yaptığı teklifi kabul etti. Hz. Muhammed (S.A.V) 595 yılında Hz. Hatice ile evlendiğinde 25, Hz. Hatice ise bu sırada 40 yaşındaydı. Hz. Muhammed (S.A.V) bu evlilikten sonra da bir süre ticaretle uğraştı. 40 yaşına yaklaşırken, hayatında dönüşüm belirtileri baş gösterdi. Bu sırada, topluluktan uzaklaşmak ve vaktinin çoğunu düşünceye dalmak eğilimi kendisine hakim olmaya başlamıştı. Bu amaçla, Mekke yakınlarında bulunan Hira dağındaki mağaraya gider, uzun süre orada kalır, vaktini düşünmekle geçirirdi. Kendisini en çok düşündüren toplumun içinde bulunduğu maddi ve manevi çöküntüydü. Hz. Muhammed (S.A.V) 40 yaşında iken, Hira dağında kendisine ilk vahi geldi. Bu vahi, Allah tarafından Cebrail adlı melek aracılığı ile gönderilmişti ve &amp;quot;İkra&amp;quot; diye başlayan surenin ilk ayetleriydi. Bunun üzerine büyük bir heyecan içinde titremeye başlayan Hz. Muhammed (S.A.V) evine döndü ve eşi Hz. Hatice&amp;#39;den kendisini örtmesini istedi. Sükunet bulduktan sonra yaşadığı bu olayı eşine anlattı ve vahyedilen ayetleri okudu. Hz. Hatice hemen peygamberliğine inandı ve ilk Müslüman oldu. Daha sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve azat ettiği kölesi Zeyd&amp;#39;e peygamberliğini açıkladı. Hepsi inanıp Müslüman oldular.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (S.A.V), güvendiği kimselere, peygamber olduğunu gizliden gizliye anlatıyordu. Üç yıl süren bu gizlilik içinde hiç vahi gelmedi. Yine Hira&amp;#39;da iken Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;e ikinci vahi geldi. Hz. Muhammed (S.A.V), Allah&amp;#39;tan gelen emirle, işi gizlilikten çıkararak peygamber olduğunu açıkça ilan etti ve Mekke halkından peygamberliğine inanmalarını istedi. Kureyş kabilesinin şefleri Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;in bu davranışlarını önceden ciddiye almadılar. Fakat İslâmiyet, özellikle yoksul halk ve köleler arasında gittikçe yayılıyor ve güçleniyordu. Bunun üzerine endişeye düşen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;e ve ona inananlara baskı yapmaya başladılar. Ayrıca İslâmiyet, onların putlarına karşı çıktığı için hem siyasi nüfuslarını kaybetmek, hem de Kabe&amp;#39;deki putlar sayesinde elde ettikleri maddi çıkardan yoksun kalmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (S.A.V) ise kendisine ve arkadaşlarına yapılan tüm baskılara rağmen İslâmiyet&amp;#39;i yaymaya devam ediyordu. Baskılara ve işkencelere dayanamayan Müslümanların bir kısmı, Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;in izni ile Habeşistan&amp;#39;a göç etmek zorunda kaldılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mekke dönemindeki belli başlı olaylardan biri de Miraç&amp;#39;tı. Hz. Muhammed (S.A.V) bir gece Mekke&amp;#39;den, Kudüs&amp;#39;teki Mescid-i Aksa&amp;#39;ya gittiğini, oradan da meleklerin eşliğinde göklere ve Allah&amp;#39;ın huzuruna çıktığını açıkladı. Bu olay Kureyş liderlerinin Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;e çok sert davranmalarına ve yalancılıkla suçlamalarına yol açtı. İslamiyet&amp;#39;in Mekke&amp;#39;de yayılmasının imkânsız denecek kadar güç olduğunu gören Hz. Muhammed (S.A.V), İslâmiyet&amp;#39;i daha rahat yayabileceği bir yere gitme kararı aldı. Bu amaçla Taif&amp;#39;e gittiğinde Taifliler, Kureyşlilerin etkisi ile Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;e hakaret ettiler ve kendisini çocuklarına taşlattılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (S.A.V); Medine&amp;#39;den, Hac amacı ile Mekke&amp;#39;ye gelen bazı kabile liderleri ile gizlice konuşup anlaştıktan sonra Mekke&amp;#39;den Medine&amp;#39;ye Hicret edilmesine karar verdi. Müslümanların hepsinin Mekke&amp;#39;den çıktığını öğrenen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;in de Medine&amp;#39;ye giderek İslâmiyet&amp;#39;in yayılmasını ve güçlenmesini önlemek için onu öldürmeye karar verdiler. Her boydan bir kişi seçilecek ve bunlar hep birlikte gidip Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;i öldüreceklerdi. Ancak Hz. Muhammed (S.A.V) daha önce bu olayı öğrenmiş ve Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine&amp;#39;ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Muhammed (S.A.V) ve Hz. Ebu Bekir, Mekke yakınlarında Sevr mağarasında üç gün saklandıktan sonra, 20 Eylül 622 günü Medine yakınlarındaki Kuba mevkiine vardılar. Burada Medineliler tarafından karşılanan Hz.Muhammed (S.A.V), bizzat kendisinin de inşaatında çalıştığı yeryüzünün ilk camiini Kuba&amp;#39;da yaptırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14 günlük misafirlikten sonra Medine&amp;#39;ye doğru yola çıkan Hz. Muhammed (S.A.V), Kuba ile Medine arasındaki Benisalim semtinde ilk Cuma namazını kıldı ve Medinelilerin sevgi gösterileri arasında şehre girdikten sonra, Hz. Ebu Eyyubi Ensari&amp;#39;ya misafir oldu. Medine&amp;#39;de hem İslâmiyet&amp;#39;in ilkelerini halka öğretiyor, hem de tüm siyasi, askeri ve idari işleri orada arkadaşları ile görüşüp kararlaştırıyordu. Artık hem peygamber, hem de devlet başkanıydı. İslamiyet&amp;#39;e davet ettiği kabilelere elçiler gönderiyor, İslamiyet&amp;#39;i kabul eden yerlere valiler ve kadılar tayin ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (S.A.V), askeri düzenlemeler yaparak İslamiyet&amp;#39;i korumaya kararlıydı. Mekkeliler ise hicretin ikinci yılında düşmanca tavırlarına devam ediyorlardı. Mekke ve Medine arasında bulunan Bedir&amp;#39;de yapılan savaşı Müslümanlar kazandı. Mekkeliler bu savaştan sonra yeni kuvvetlerle Uhut dağı eteklerinde yeniden İslâm ordusuna saldırdı. Müslümanların lehine devam eden savaşta artçı kuvvetlerin yerlerinden ayrılarak savaşa katılmaları savaşı Mekkelilerin lehine çevirdi. Bu savaşta Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;in amcası Hz. Hamza ve birçok Müslüman şehit düştü ve Hz. Muhammed (S.A.V) yaralandı. Mekkeliler bu zaferden sonra 627 yılında Hayber Yahudilerini de yanlarına alarak, Medine üzerine yürüdüler. Hz. Muhammed (S.A.V) Mekkelilerin saldırılarından korunmak için Medine kentinin etrafına hendekler kazarak savunmaya geçti. 20 gün süren ablukadan bir sonuç alamayan düşmanlar dağılıp gittiler. Hendek savaşından sonra Müslümanlığın ortadan kaldırılamayacağı kanısı yaygınlaştı. Pek çok kabile İslâmiyet&amp;#39;i kabul etti. Mekkelilerle 628 yılında Hubeydiye anlaşması yapıldı. Hz. Muhammed (S.A.V)&amp;#39;in o yıl hac yapmaktan vazgeçmesini ancak ertesi yıl serbestçe gelip hac yapabileceğini öngören bu antlaşma ile Mekkeliler ilk defa Hz. Muhammed&amp;#39;in gücünü kabul ediyorlardı. Ertesi yıl Yahudilerin elinde bulunan Hayber kalesi ve çevresi alındı. Hz. Muhammed (S.A.V) 630 yılında 10.000 kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü, direnmenin sonuç vermeyeceğini düşünen Mekkeliler şehri teslim ettiler. Mekke halkının büyük çoğunluğu İslâmiyet&amp;#39;i kabul etti. Bizanslılarla da çarpışan Müslümanlar, Hint okyanusundan Suriye sınırlarına, Kızıldeniz&amp;#39;den Basra Körfezi&amp;#39;ne kadar uzanan geniş bir alana yayılmışlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
632 yılında 100.000 kişilik bir kafileyle hacca giden Hz. Muhammed (S.A.V) ünlü veda hutbesini okudu. Bu hutbe İslâm dinin birçok önemli ilkesinin anlatıldığı bir konuşma idi. İnsanlar arasındaki eşitlik, kadın haklarına saygı gösterilmesi, tefeciliğin ve kan davalarının yasaklanması gibi birçok sosyal konuyu kapsıyordu. Veda haccından sonra Medine&amp;#39;ye dönen Hz. Muhammed (S.A.V) aniden rahatsızlandı. 8 Haziran 632 tarihinde, eşi Ayşe&amp;#39;nin kucağında vefat etti. Hz. Ayşe&amp;#39;nin odasına defnedildi ve burası daha sonra türbe haline getirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed&amp;#39;in erkek çocuklarının üçü de evlenme çağına gelmeden ölmüşler, dört kız çocuğundan yalnız Ali ile evlenen Fatma çocuk sahibi olmuştur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VEDA HUTBESİ&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey insanlar! &amp;quot; Sözümü iyi dinleyiniz! Biliyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;İnsanlar! bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise ,bu aylarınız nasıl mukaddes ay ise ,bu şehriniz (Mekke)nasıl bir mübarek şehir ise ,canlarınız,mallarınız,namuslarınızda öyle mukaddestir,her türlü tecavüzden korunmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız.O&amp;#39;da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir.Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın.Olabilir ki burada bulunan kimse ,bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ashabım! &amp;quot;Kimin yanında bir emanet varsa ,onu hemen sahibine versin.biliniz ki faizin her çeşidi kaldırılmıştır.Allah böyle hükmetmiştir.İlk kaldırdığım faizde Abdulmuttalibin oğlu (amcam)abbasın faizidir.lakin ana paranız size aittir.ne zulmediniz nede zulme uğrayınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ashabım! &amp;quot;Dikkat ediniz ,cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır ,ayağımın altındadır.cahiliye devrinde güdülen kan davalarda tamamen kaldırılmıştır.Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalibin torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey insanlar! &amp;quot;Muhakkak ki şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir.Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsınız bu da onu memnun edecektir.Dinimizi korumak için bunlardan da sakınınız .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey insanlar! &amp;quot;Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah&amp;#39;tan korkmanızı tavsiye ederim.Siz kadınları Allah&amp;#39;ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah&amp;#39;ın emri ile helal kıldınız .Sizin kadınlar üzerinde hakkınız ,kadınlarında sizin üzerinizde hakkı vardır .Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evinize almamalarıdır.Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırsa Allah size onları yatakların yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir.kadınlarında sizin üzerinizdeki hakları ,meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey müminler! &amp;quot;Size iki emanet bırakıyorum ,onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız .O emanetler Allah&amp;#39;ın kitabı Kur&amp;#39; an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Müminler! &amp;quot;Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz .Müslüman müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman kardeşinin kanıda ,malıda helal olmaz.Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey insanlar! &amp;quot;Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir.Her insanın mirastan hissesi ayrılmıştır. mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur.Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise ona aittir.Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah&amp;#39;ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.Cenab-ı hakk bu gibi insanların ne tevbelerini nede adalet ve şehadetlerini kabul eder .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey insanlar! &amp;quot;Rabbiniz birdir .Babanızda birdir .Hepiniz Adem&amp;#39;in çocuklarısınız .Adem ise topraktandır.Arabın arab olmayana arab olmayanında arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerine siyahında kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.Üstünlük ancak takvada, Allah&amp;#39;tan korkmaktadır .Allah yanında en kıymetli olanınız O&amp;#39;ndan en çok korkanınızdır. &amp;quot;Azası kesik siyahi bir köle başınıza amir olarak tayin edilse sizi Allah&amp;#39;ın kitabı ile idare ederse onu dinleyiniz ve itaat ediniz. &amp;quot;Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. &amp;quot;Dikkat ediniz!şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:Allah&amp;#39;a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.Allah&amp;#39;ın haram ve dokunulmaz kıldığı cani haksiz yere öldürmeyeceksiniz.Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar &amp;quot;la ilahe illallah&amp;quot; deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emr olundum.Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar .Hesapları ise Allah&amp;#39;a aittir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;İnsanlar! &amp;quot;Yarin beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz? Sahabe-i kiram hep birden şöyle dediler; &amp;quot;Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz,bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz,diye şehadet ederiz&amp;quot;.Bunun üzerine Resul&amp;#39;i Ekrem Efendimiz şehadet parmağını kaldırdı ,sonrada cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Şahid ol Yarab!Şahid ol yarab!Şahid ol yarab!&amp;quot;</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=327</link>

	<description>[googlevideo]885782371652228087[/googlevideo]</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=326</link>

	<description>[googlevideo]2809687817448033765[/googlevideo]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[img]http://www.yilmazguney.eu/picture/yilmaz-guney/yilmaz-guney-6.jpg[/img]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir sanatçı olarak &amp;quot;Yılmaz Güney&amp;quot; diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütündür. Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve başeğmez anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz çekirdeği demektir. 1937 yılında, Türkiyede, bir güney şehri olan Adananın Yenice köyünde doğdum. Kürt asıllı, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biriyim. Annem dindardı ve okuma yazma bilmezdi. Hâlâ sağ... Babam ise okuma yazmayı askerde öğrenmişti. Annem gibi o da hiç okula gitmemişti. 1976da ben Kayseri Cezaevindeyken öldü. Mezarını göremedim...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dokuz yaşımdan bu yana hayatımı çalışarak kazandım. İlk işim dana gütmekti. Liseyi Adanada bitirdim. O yıllar Doruk adında bir sanat dergisi çıkardım. Sanata meraklıydım ve hikayeler yazıyordum. 1955te bir hikayemden ötürü takibata uğradım. Hakkımda dava açıldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1957 yılında İstanbula, İktisat Fakültesinde öğrenim görme hayalleriyle geldim. Fakat devam edemedim. 1955ten beri süren takibat ve mahkeme sonuçlanmıştı ve ben başlangıçta yedi buçuk yıl ağır hapis ve iki buçuk yıl sürgün cezasına çarptırıldım. Daha sonra temyiz mahkemesi kararı bozdu, yeniden görülen mahkeme sonucu cezam bir buçuk yıl ağır hapis ve altı ay sürgün cezasına çevrildi. Öğrenimim yarım kalmıştı. Önümdeki tek yol, kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığı ile eğitmekti. Öyle yaptım... &lt;br /&gt;
Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, toplumsal baskılar, kahpelikler, yiğitler... Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık...  Öğretmenlerimden biri zordur... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1961 Mayısında cezaeviyle tanıştım. 1962 Aralığında cezam bitti. Muhafazakarlığıyla ünlü Konya şehrine sürgüne gönderildim. Konya sınırlarından çıkamazdım. Her akşam polise imza vermeliydim. En çok imzayı polis defterine attım. 180 defa... 1968de askere gittim. 1970 Nisanında döndüm.  Hayatımdan çalınan iki yıl...&lt;br /&gt;
1971 Mayısında on binlerce aydın, sanatçı, yazar gibi ben de gözaltına alındım. Hakkımda hiçbir delil yoktu. Sadece kuşku.  Bir hafta gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldım; resmi olmayan bir emirle, sözlü bir emirle ve tehditle Nevşehire üç aylığına yine sürgün edildim. Bu kez polise imzaya gitmiyordum, polis beni dıştan kolluyordu. 1972de, Martın 16sında, devrimcilere yardım gerekçesiyle tutuklandım. Mahkeme sonucu 10 yıl ağır hapis ve sürgün cezasına çarptırıldım. Ecevit hükümetinin 1974 genel affıyla serbest bırakıldım. Bugün ise Ecevit cezaevindedir. 1974 Eylülünde, bir cinayet olayına adım karıştı ve 19 yıla mahkum edildim.&lt;br /&gt;
Cezaevindeyken Güney adlı bir kültür-sanat dergisi çıkardım. Onüç sayı sonra sıkıyönetimin yeniden gelmesi üzerine, dergimiz kapatıldı ve hakkımda yazılarımdan ötürü on ayrı dava açıldı. Suçum, komünizm propagandası yapmak, milli duyguları zayıflatmak, halkı suç işlemeye teşvik etmek, suç sayılan fiileri övmek ve devletin içte ve dışta itibarını sarsmak... İstenen ceza toplamı yaklaşık 100 yıl... 1981 Ekiminde, izinli çıktığım Isparta yarı-açık cezaevine dönmedim. Sonra da yurt dışına çıktım. 1981 Ekimine kadar, yaklaşık oniki yılımı çeşitli cezaevlerinde geçirdim. Bu oniki yıl içinde, ikisi yarı-açık olmak üzere onbeş cezaevi tanıdım Ülkemden ayrıldıktan sonra ilk aylarda üç davanın sonuçlandığını, sonuçta, toplam 20 yıl ağır hapis, 7 yıla yakın da sürgün cezası aldığımı öğrendim... Öbür davalarım devam etmekte; ancak henüz hangileri sonuçlandı, ne kadar daha ceza aldım, bilmiyorum...&lt;br /&gt;
Yılmaz Güney</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/accayip/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Belgeseller ]</title>

	<link>http://www.accayip.com/forum/viewthread.php?forum_id=49&amp;amp;thread_id=325</link>

	<description>[googlevideo]6099672610521022039[/googlevideo]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[img]http://www.nazimhikmetran.com/images/fotolar/33.jpg[/img]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet 20 Kasım 1901&amp;#39;de Selanik&amp;#39;te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963&amp;#39;te Moskova&amp;#39;da öldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Baba tarafından dedesi Nâzım Paşa valiliklerde bulunmuş, özgürlükçü, şairliği olan bir kişiydi. Mevlevi tarikatındandı. Anayasacı Mithat Paşanın yakın arkadaşıydı. Babası Hikmet Bey ise Mekteb-i Sultani (sonradan Galatasaray Lisesi) mezunu, önce ticaret yaşamını denemiş, başaramayınca Kalem-i Ecnebiye&amp;#39;ye (dışişleri) bağlanmış bir memurdu. &lt;br /&gt;
Dilci, eğitimci Enver Paşa&amp;#39;nın kızı olan annesi Celile Hanım, Fransızca konuşan, piyano çalan, ressam denecek kadar iyi resim yapan bir kadındı. &lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet&amp;#39;in eğitiminde dönemin ileri düşüncelerine sahip aile çevresinin büyük etkisi oldu. Bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okulda, sonra Göztepe&amp;#39;deki Numune Mektebi&amp;#39;nde (Taşmektep) okudu. İlkokulu bitirince, arkadaşı Vâlâ Nureddin&amp;#39;le birlikte Mekteb-i Sultani&amp;#39;nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ertesi yıl ailesinin paraca sıkıntıya düşmesi yüzünden bu masraflı okuldan alınarak Nişantaşı Sultanisi&amp;#39;ne verildi. &lt;br /&gt;
Bu arada dedesi Nâzım Paşa&amp;#39;nın etkisiyle şiirler de yazmaya başlamıştı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini dinleyen Bahriye Nazırı Cemal Paşa çok etkilenerek bu yetenekli gencin Heybeliada Bahriye Mektebi&amp;#39;ne geçmesini istedi, aileden olumlu karşılık alınca da bu okula girmesine yardım etti. &lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet 1917&amp;#39;de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi&amp;#39;ni 1919&amp;#39;da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak atandı. Aynı yılın kışında son sınıftayken geçirdiği zatülcenp hastalığı tekrarladı. Aile dostu olan Deniz Hastanesi Başhekimi Hakkı Şinasi Paşanın gözetiminde iki ay süren bir sağaltım döneminden sonra, kendisine iki ay da evde dinlenme izni verildi. Bu süre sonunda da toparlanamadığı, deniz subayı olarak görev yapabilecek sağlık durumuna kavuşamadığı görülünce, 17 Mayıs 1920&amp;#39;de, Sağlık Kurulu raporuyla, askerlikten çürüğe çıkarıldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada hececi şairler arasında genç bir ses olarak oldukça ünlenmişti. Bahriye Mektebi&amp;#39;nde tarih ve edebiyat öğretmeni olan, ayrıca aile dostu olarak evlerine de gelip giden Yahya Kemal&amp;#39;e büyük hayranlık duyuyor, yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920&amp;#39;de &amp;quot;Alemdar&amp;quot; gazetesinin açtığı bir yarışmada ünlü şairlerden oluşan seçici kurul birincilik ödülünü ona vermiş, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Orhan Seyfi gibi genç ustalar ondan sevgiyle söz eder olmuşlardı. &lt;br /&gt;
İstanbul işgal altındaydı ve Nâzım Hikmet coşkun bir vatan sevgisini yansıtan direniş şiirleri yazıyordu. 1920&amp;#39;nin son günlerinde yazdığı &amp;quot;Gençlik&amp;quot; adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya çağırmaktaydı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1 Ocak 1921&amp;#39;de ise Mustafa Kemal&amp;#39;e silah ve cephane kaçıran gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci&amp;#39;den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice bindiler. İnebolu&amp;#39;ya varınca, Ankara&amp;#39;ya geçebilmek için beş altı gün, izin ve yol parası beklemeleri gerekti. Ama Ankara&amp;#39;dan yalnız Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin&amp;#39;e izin çıktı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnebolu&amp;#39;da geçirdikleri günlerde, Anadolu&amp;#39;ya geçmek üzere, onlar gibi izin bekleyen, Almanya&amp;#39;dan gelme genç öğrencilerle tanışmışlardı. Aralarında Sadık Ahi (sonradan Mehmet Eti adıyla CHP milletvekili), Vehbi (Prof. Vehbi Sarıdal), Nafi Atuf (Kansu, sonradan CHP genel sekreteri) gibi kimseler de bulunan bu öğrenciler Spartakistler olarak anılıyor, sosyalizmi savunuyor, Türkiye&amp;#39;nin Misak-ı Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği&amp;#39;nden övgüyle söz ediyorlardı. Bunlar Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin için yepyeni bilgilerdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ankara&amp;#39;ya vardıklarında kendilerine verilen ilk görev İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde yazıp bitirdikleri bu üç sayfadan uzun şiir Matbuat Müdürlüğü&amp;#39;nce, 1921 martında 11,5 x 18 cm boyutlarında dört sayfa olarak, on bin adet bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin Birgen şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı. İstanbullu gençler Ankara&amp;#39;yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis&amp;#39;te sorguya çekilmekten tedirgin olan Muhittin Birgen bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin&amp;#39;i Maarif Vekâleti&amp;#39;ne devretmeye karar verdi. &lt;br /&gt;
Bu arada Celile Hanım&amp;#39;ın uzaktan akrabası olan İsmail Fazıl Paşa, yazdıkları şiirle ortalığı karıştıran bu iki yetenekli şairi Meclis&amp;#39;e çağırarak Mustafa Kemal Paşaya takdim etti. &lt;br /&gt;
Mustafa Kemal&amp;#39;in kendilerine söylediklerini Vâlâ Nureddin Bu Dünyadan Nâzım Geçti adlı kitabında şöyle aktarıyor : &lt;br /&gt;
&amp;quot;Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim için çok önemli bir sadede girdi : &lt;br /&gt;
&amp;quot;- Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi. &lt;br /&gt;
&amp;quot;Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanına bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.&amp;quot; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa bir süre sonra öğretmen olarak Bolu&amp;#39;ya atandılar. &lt;br /&gt;
Bolu&amp;#39;da Ağır Ceza Mahkemesi reis vekili Ziya Hilmi, eşrafın, din adamlarının daha baştan benimsemedikleri, kalpak giyen, camiye gitmeyen bu iki genç öğretmeni korudu. Bilgili bir kişi olan Ziya Hilmi onlara Fransız Devrimi&amp;#39;ni anlatıyor, Lenin&amp;#39;den, Kautsky&amp;#39;den söz ediyor, Sovyetler Birliği&amp;#39;ni görmek istediğini söylüyordu. &lt;br /&gt;
Tutucu çevrelerin baskısına, gizli polis örgütünün güvensizlik belirten davranışları da eklenince, Bolu&amp;#39;da barınamayacaklarını anlayan Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin, iyi bir öğrenim görmek, dünyada olup bitenleri anlamak için Paris&amp;#39;e mi, Berlin&amp;#39;e mi, Moskova&amp;#39;ya mı gitsek diye düşünürlerken, Ziya Hilmi&amp;#39;nin etkisiyle, Moskova&amp;#39;ya gitmeye karar verdiler. 1921 ağustosunda Bolu&amp;#39;dan ayrılıp doğuda, Kâzım Karabekir Paşanın yanında öğretmenlik etmeye gidiyormuş gibi davranarak, vapurla Zonguldak&amp;#39;tan Trabzon&amp;#39;a geçtiler, oradan da gene vapurla 30 Eylül 1921&amp;#39;de Batum&amp;#39;a vardılar. &lt;br /&gt;
Böylece Sovyetler Birliği&amp;#39;ne ayak basan, yirmi yaşın eşiğindeki iki genç şair Moskova&amp;#39;ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi&amp;#39;ne (KUTV) yazıldılar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet serbest müstezatı, Fransız şiirinin serbest ölçüsünü biliyordu. Batum&amp;#39;da &amp;quot;İzvestiya&amp;quot; gazetesinde gördüğü, büyük bir olasılıkla Mayakovski&amp;#39;nin yazdığı bir şiirin uzunlu kısalı dizelerine, merdivenli istifine ilgi duymuş, ama Rusça bilmediği için içeriğini anlayamamıştı. Moskova&amp;#39;ya giderken geçtikleri açlık bölgelerinde gözlediklerinin etkisiyle yazmaya giriştiği &amp;quot;Açların Gözbebekleri&amp;quot;ni hece ölçüsüne sokamadığını görünce, &amp;quot;İzvestiya&amp;quot;daki şiirin biçimsel çağrışımlarından güç alarak, daha serbest yazmayı denedi. Ortaya yer yer hece kalıplarıyla kurulmuş olsa da, kurallara uymayan, serbest bir ölçü çıktı. &lt;br /&gt;
İçine girdiği yeni dünyanın düşünce, duygu yükü altında, bu serbest ölçüyle yazdığı şiirler birbirini izledi. Rusça öğrenince, devrimci bir ortamda geçmişin bütün değerlerini hiçe sayarak yazan genç Sovyet şairlerini okumaya başladı. Bunlar İtalya&amp;#39;da Marinetti&amp;#39;nin başlattığı Gelecekçilik (Fütürizm) akımının etki alanında yazan, geçmişi yadsıyarak her şeyi gelecekte gören devrimci şairlerdi. &lt;br /&gt;
Bu dönemde yazdığı şiirlerin bazılarını 1923&amp;#39;te &amp;quot;Yeni Hayat&amp;quot;, &amp;quot;Aydınlık&amp;quot; gibi dergilere göndererek yayımlatan Nâzım Hikmet, üniversiteyi bitirince ülkesine dönmek istedi. 1924 ekiminde, çıkışında olduğu gibi, gene gizlice sınırdan geçerek Türkiye&amp;#39;ye geldi. &amp;quot;Aydınlık&amp;quot; dergisinde çalışmaya başladı. &lt;br /&gt;
İstanbul&amp;#39;da polisçe izlendiğini anlayınca, bir basımevi kurmak için İzmir&amp;#39;e geçti. Böylece gözlerden de uzaklaşmış oluyordu. 1925 şubatında Şeyh Sait İsyanı&amp;#39;nın başlaması üzerine, 4 Mart 1925&amp;#39;te Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı. Bazı gazeteler, dergiler kapatıldığı gibi, 1 Mayıs 1925&amp;#39;te yayımlanan bir bildirge dolayısıyla &amp;quot;Aydınlık&amp;quot; dergisi çevresindeki yazarların çoğu da tutuklandılar. Ankara&amp;#39;da İstiklal Mahkemesi&amp;#39;ndeki dava 12 Ağustos 1925&amp;#39;te sonuçlandığında Nâzım&amp;#39;ın da gıyaben 15 yıla mahkûm edildiği görüldü. &lt;br /&gt;
Bunun üzerine Nâzım Hikmet saklanmakta olduğu İzmir&amp;#39;den haziran ayı ortalarında İstanbul&amp;#39;a gelerek gizlice yurt dışına çıkıp yeniden Sovyetler Birliği&amp;#39;ne gitti. &lt;br /&gt;
Cezasının 1926&amp;#39;da Cumhuriyet Bayramı nedeniyle çıkarılan af kapsamına girdiğini öğrenince, resmen yurda dönebilmek için pasaport isteğiyle hemen Türk Elçiliği&amp;#39;ne başvurdu. &lt;br /&gt;
Tekrar tekrar yaptığı başvurulara olumlu karşılık alamadı. Bu arada 28 Eylül 1927&amp;#39;de İstanbul&amp;#39;da dağıtılan bildiriler yüzünden açılan bir davada gizli parti üyesi olmak suçlamasıyla, gene gıyaben 3 ay hapse mahkûm edildi. &lt;br /&gt;
Bir buçuk yıl kadar bekledikten sonra Elçilik&amp;#39;ten olumlu bir karşılık alamayacağını kesinlikle anlayınca, 1928&amp;#39;de Bakû&amp;#39;da ilk şiir kitabı Güneşi İçenlerin Türküsü&amp;#39;nü yayımlattı. &lt;br /&gt;
Aynı yılın temmuz ayında da, gıyaben aldığı mahkûmiyetlerden temize çıkmak için, gizlice sınırı geçerek Kafkasya&amp;#39;dan Türkiye&amp;#39;ye girdi. Arkadaşı Laz İsmail&amp;#39;le Hopa&amp;#39;da yakalandıklarında üstlerinde sahte pasaportlar vardı. Sınırı izinsiz, üstelik de sahte pasaportlarla geçmek suçuyla Savcı&amp;#39;nın karşısına çıkarıldılar. &lt;br /&gt;
İki arkadaş yargılanmak üzere Rize&amp;#39;ye gönderilmeden önce Hopa Cezaevi&amp;#39;nde iki ay beklediler. Güneşsiz, havasız, karanlık bir koğuşta, nerdeyse hepsi köylü olan tutuklularla birlikte yatıp kalktılar. İki arkadaşın yargılanmak üzere Hopa&amp;#39;dan Rize&amp;#39;ye gönderilmeleri tutukluluklarının sona ermesini sağladı. Pasaportsuz sınır geçme suçunun cezası üç gün hapisti. Fazlasıyla içerde kaldıkları için serbest bırakılmaları gerekiyordu. &lt;br /&gt;
Ama başka bir suçtan cezaları bulunup bulunmadığını araştırmak için yapılması gereken yazışmalar uzun süreceğinden, mevcutlu olarak Ankara&amp;#39;ya gönderilmelerine karar verildi. &lt;br /&gt;
4 Ekim 1928&amp;#39;de kelepçeli olarak İstanbul&amp;#39;a getirilişleri gazetelerde eleştirilere yol açtı. İstanbul&amp;#39;da çıkarıldıkları mahkeme, bütün suçlamaların birleştirilerek ele alınması için, iki arkadaşın Ankara&amp;#39;ya gönderilmelerini uygun gördü. &lt;br /&gt;
Basın yapılan onur kırıcı uygulamayı açıkça eleştirmeye başlamıştı. Bir bağışlama yasası çıkarılmış, siyasal tutuklular salıverilmişken, onların böyle bileklerinde kelepçeyle oradan oraya dolaştırılmaları kınanıyordu. &lt;br /&gt;
Ama yazılanların bir yararı olmadı. 14 Ekim 1928&amp;#39;de Nâzım ile Laz İsmail, Ankara&amp;#39;ya gene bileklerinde kelepçeleri, arkalarında jandarmalarıyla gittiler. Hemen sorgulanıp tutuklandılar. &lt;br /&gt;
Önceki yargılanmalarından gerekli bilgilerin, belgelerin toplanması biraz sürdü. Ancak 4 Kasım 1928&amp;#39;de başlayan duruşmaları 23 Aralık 1928&amp;#39;de sona erdi. &lt;br /&gt;
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Nâzım Hikmet&amp;#39;in İstiklal Mahkemesi&amp;#39;nce verilip bağışlama yasasıyla kaldırılan 15 yıllık cezasına dayanak olan belgeleri ele alarak nerdeyse yeni bir yargılama yaptı. &lt;br /&gt;
Sonuçta tutuklanma tarihlerine göre, ikisinin de önceki sonraki, bağışlanmış bağışlanmamış bütün cezalardan kurtuldukları anlaşıldı. Böylece, serbest bırakılmalarına, yüzlerine karşı, oy birliğiyle karar verildi. &lt;br /&gt;
Ankara&amp;#39;daki dostları, başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere, şairliğine inanan aydınlar, onun Halkevi&amp;#39;nde çalışmasını, Halk şiiriyle ilgilenmesini, Anadolu&amp;#39;yu dolaşmasını istiyorlardı. Ama Nâzım Hikmet bu gibi önerileri benimsemeyerek İstanbul&amp;#39;da Zekeriya Sertel&amp;#39;in çıkardığı &amp;quot;Resimli Ay&amp;quot; dergisinin yazı kadrosuna katıldı. &lt;br /&gt;
Bir yandan şiirlerini yayımlıyor, bir yandan da edebiyatın yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yapıyordu. &amp;quot;Putları Yıkıyoruz&amp;quot; başlığı altında 1929 ortalarında başlattığı yazı dizisinde Abdülhak Hâmit, Mehmet Emin gibi şairlere yönelttiği saldırılar basında büyük yankılar uyandırdı. &lt;br /&gt;
Aynı yılın mayıs ayında yayımlanan 835 Satır adlı kitabı ise büyük bir ilgiyle karşılandı. Bunu gene o yıl çıkan Jokond ile Si-Ya-U , ertesi yıl çıkan Varan 3; 1+1=1 adlı kitapları izledi. &lt;br /&gt;
Temmuz 1930&amp;#39;da &amp;quot;Salkımsöğüt&amp;quot; ile &amp;quot;Bahri Hazer&amp;quot; şiirleri şairin kendi sesiyle Columbia firmasınca plağa alındı. Yirmi günde tükenen bu plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya başlandığı görülünce, polisin duruma el koyup bazı uyarılara girişmesi sonucu firma plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1 Mayıs 1931 günü bir sivil polisin getirdiği çağrıyla, ertesi gün Sorgu Yargıçlığı&amp;#39;nda sorgulanması yapıldı. İçişleri Bakanlığı&amp;#39;nın emri doğrultusunda, ilk beş kitabındaki şiirlerinde &amp;quot;bir zümrenin başka zümreler üzerinde hakimiyetini temin etmek gayesiyle halkı suça teşvik ettiği&amp;quot; savıyla mahkemeye verildi. &lt;br /&gt;
6 Mayıs 1931 Çarşamba günü saat 15&amp;#39;te, 2. Asliye Ceza Mahkemesi&amp;#39;nde, Türk Ceza Yasası&amp;#39;nın 311 ile 312. maddelerine dayanarak başlayan mahkemeye, Nâzım Hikmet koyu renk bir giysi, çizgili boyunbağı, elinde fötr şapkayla gelmişti. Az sonra Avukatı İrfan Emin Bey de (Kösemihaloğlu) yanında yerini aldı. Küçük mahkeme odası üniversite öğrencileri, genç şairler, şapkalı bayanlarla tıklım tıklım doluydu. &lt;br /&gt;
Sorgulanmasının bir yerinde Nâzım Hikmet şöyle dedi : &lt;br /&gt;
&amp;quot;İddianamede beş altı noktadan suçlama var. Bunların başında benim komünist olduğumu ilan etmekliğim suç sayılmaktadır. Evet, ben komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu mucibince ben komünist şair olmakla cürüm işlemiş olmam. Komünistlik bir tarz-ı telakkidir. Diğer iktisadi ve siyasi meslekler nasıl cürüm değilse, komünist mefkûresi de cürüm değildir. Benim bir sınıf halkı diğeri aleyhine tahrik ettiğim iddiası söz konusu değildir.&amp;quot; &lt;br /&gt;
Bundan sonra yapıtlarını tek tek ele alıp yazılış amaçlarını açıklayan şair, bir yerde, kendisini Batının emperyalist ülkelerinin mahkemeye vermesi gerektiğini, bir yerde de, Türkiye&amp;#39;de ekonomik sıkıntı olduğunu rakamlarla açıklayan Ticaret Odası Dergisi&amp;#39;ne değinerek, halkın durumundan söz etmek suç ise, ekonomi bilimini ortadan kaldırmak gerektiğini söyledi. &lt;br /&gt;
Sorgulama bitince, Savcı esas hakkında görüşünü bildirerek, &lt;br /&gt;
&amp;quot;Müdafaasına nazaran suç için araştırılan kanuni unsur ve şeraiti göremiyoruz, beraatini talep ederim,&amp;quot; dedi. &lt;br /&gt;
Avukat İrfan Emin Bey ise coşkulu, uzun bir savunma yaptı. Türkiye&amp;#39;nin emperyalizme karşı verdiği savaşa da değindiği konuşmasını, &lt;br /&gt;
&amp;quot;İddia makamının talebine katılarak beraatimizi talep ederiz,&amp;quot; diye bitirdi. &lt;br /&gt;
Yargıçlar dosyayı incelemek için on dakika ara vererek içeri çekildiler. Mahkeme salonunda aklanma kararı bekleniyordu. Ama öyle olmadı, duruşma 10 Mayıs 1931 Pazar günü sabahına ertelendi. &lt;br /&gt;
Kimilerinde kuşku uyandıran bu erteleme ilgiyi büsbütün artırmış, pazar sabahı gelen dinleyiciler salona sığmayıp koridora taşmışlardı. Karar oybirliğiyle aklanma olarak okununca, büyük bir alkış koptu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1932&amp;#39;de Nâzım Hikmet&amp;#39;in Benerci Kendini Niçin Öldürdü adlı şiir kitabı basıldığı gibi, 1931-32 sezonunda Kafatası, 1932-33 sezonunda Bir Ölü Evi adlı oyunları da Darülbedayi&amp;#39;de (sonradan İstanbul Şehir Tiyatrosu) sahneye kondu. &lt;br /&gt;
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?&amp;#39;de Sühulet Kütüpanesi&amp;#39;nce yakında yayımlanacağı duyurulan Gece Gelen Telgraf nedense 1933 yılı başında Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi&amp;#39;nce yayımlandı. Kitabın kapağı ile üçüncü sayfasında 1932 tarihi vardı, ama sondaki beş şiirin altına 1933 tarihi konmuştu. Anlaşılan bu kitap basıma hazırlanırken birtakım tedirginlikler yaşanmıştı. &lt;br /&gt;
Gece Gelen Telgraf yayımlandıktan bir süre sonra iki dava açıldı. Birini 5 Mart 1933&amp;#39;te kitabı toplatan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, &amp;quot;halkı rejim aleyhine kışkırtmak&amp;quot;tan, sırasıyla yazar Nâzım Hikmet&amp;#39;e, yayımcı Ahmet Halit&amp;#39;e, basımevi sahibi Ali Beye karşı; öbürünü ise, 9 Mayıs 1933&amp;#39;te, yapıtta yer alan &amp;quot;Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye&amp;quot; adlı yergide &amp;quot;kendisine ve pederine hakaret ettiği&amp;quot; gerekçesiyle Süreyya Paşa, Nâzım Hikmet&amp;#39;e karşı açmışlardı. &lt;br /&gt;
Oysa şair Gece Gelen Telgraf toplandıktan iki hafta kadar sonra, 22 Mart 1933&amp;#39;te, gizli örgüt kurmak, üç kentte, İstanbul, Bursa, Adana&amp;#39;da, duvarlara devrim bildirileri yapıştırarak, kitapçıklar dağıtarak komünizm propagandası yapmaktan tutuklanmış, bir süre İstanbul&amp;#39;da sorgulanmış, bu arada öbür davalarının duruşmalarında bulunmuş, ama arkasından, yargılanmak üzere, 1 Haziran 1933&amp;#39;te, Bursa&amp;#39;ya gönderilmişti. &lt;br /&gt;
İdam talebiyle başlayan dava 31 Ocak 1934&amp;#39;te 5 yıl hapis kararıyla son buldu. Temyiz bu kararı bozduysa da Bursa Mahkemesi 4 yıla indirerek hapis kararında direndi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cumhuriyet&amp;#39;in onuncu yılında çıkarılmış olan bağışlama yasasıyla bu cezanın 3 yılı indirilince geriye bir yıl kalıyordu. Oysa Nâzım Hikmet bir buçuk yıldır tutukluydu. Böylece 6 ay alacaklı olarak cezaevinden çıkıp İstanbul&amp;#39;a geldi. &lt;br /&gt;
1930&amp;#39;da tanışıp 1931&amp;#39;de evlenmeye karar verdiği halde kovuşturmalar, tutuklamalar yüzünden buna olanak bulamadığı Piraye Altınoğlu ile 31 Ocak 1935&amp;#39;te evlendi. &lt;br /&gt;
Nâzım daha önce de Sovyetler Birliği&amp;#39;nde iki kez evlenmişti : Birincisi orada görevli bir Türk ailesinin kızı olan Nüzhet Hanım ile kısa bir evlilikti, ikincisi ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile memleket hasreti yüzünden sona eren bir evlilik... &lt;br /&gt;
Piraye Altınoğlu&amp;#39;nun ise ilk kocasından iki çocuğu vardı. Bu evlilikle Nâzım Hikmet dört kişilik bir ailenin sorumluluğunu yüklenmiş oluyordu. &lt;br /&gt;
Geçimini sağlamak için &amp;quot;Akşam&amp;quot; gazetesinde Orhan Selim takma adıyla fıkralar yazmaya başladı. Gene takma adlarla gazetelerde tefrika edilmek üzere romanlar yazdı. &lt;br /&gt;
Bir yandan da İpek Film Stüdyosu&amp;#39;nda senaryo yazarlığı, dublaj yönetmenliği, film yönetmenliği gibi çeşitli işler yapmaktaydı. &lt;br /&gt;
1935&amp;#39;te Taranta Babu&amp;#39;ya Mektuplar adlı şiir kitabını yayımladı, Unutulan Adam adlı oyunu Darülbedayi&amp;#39;de sahneye kondu. &lt;br /&gt;
1936&amp;#39;da Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı adlı şiir kitabı ile Alman Faşizmi ve Irkçılığı adlı çeviri derlemesi yayımlandı. &lt;br /&gt;
II. Dünya Savaşı öncesinde sağcı ve solcu yazarlar arasındaki gerginlik son haddine varmıştı. Basın organlarında karşılıklı suçlamalar birbirini izliyordu. 1936 sonunda bildiri dağıtmak suçlamasıyla on iki kişiyle birlikte gene tutuklanan Nâzım Hikmet, 1937 nisanında duruşmaların tutuksuz yapılmasına karar verilmesi üzerine serbest bırakıldı. Bu davadan beraat etmesinden kısa bir süre sonra ise, İpek Sineması&amp;#39;nda resmi giysili bir Harp Okulu öğrencisinin kendisiyle konuşmaya çalışması üzerine, bir provokasyonla karşı karşıya olduğuna kesinlikle inanan şair, Emniyet Birinci Şube&amp;#39;ye telefon ederek : &amp;quot;Yapmayın, ben burda çocuklarımın ekmek parası için didinip duruyorum, siz hâlâ benim peşimdesiniz!&amp;quot; gibi sözler etti. &lt;br /&gt;
Aynı öğrenci bir süre sonra evine geldi. Birtakım sorular soran bu genci şair ayaküstü verdiği CHP politikasına uygun yanıtlarla başından savdı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
17 Ocak 1938 gecesi akrabası olan Celâleddin Ezine&amp;#39;nin evinde otururlarken gelen polislerce tutuklanıp kısa bir süre İstanbul Tevkifhanesi&amp;#39;nde bekletildikten sonra, Nâzım Hikmet Ankara&amp;#39;ya Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi&amp;#39;ne gönderildi. Kesinlikle beraat edeceğini umduğu bu dava, 29 Mart 1938&amp;#39;de &amp;quot;askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik&amp;quot; suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. 28 Mayıs 1938&amp;#39;de temyiz bu cezayı onayladıktan sonra, Ankara Cezaevi&amp;#39;nden alınarak İstanbul&amp;#39;da Sultanahmet Cezaevi&amp;#39;ne getirildi, kısa bir süre sonra da, haziran ayı sonlarına doğru, Donanma Komutanlığı&amp;#39;ndan gelen görevliler onu alıp kelepçeli olarak Köprü Kadıköy iskelesinden bir motorla Adalar açığında bekleyen Erkin gemisine götürdüler. Önce bir ayakyoluna, sonra sintine ambarına kapatıldı. &lt;br /&gt;
Bu kez de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi&amp;#39;nde yargılanacaktı. 10 Ağustos 1938 günü başlayan davada, on dokuz gün sonra, 29 Ağustos 1938&amp;#39;de, &amp;quot;askeri isyana teşvik&amp;quot;ten, 20 yıl ağır hapse mahkûm oldu. İki cezası birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı. &lt;br /&gt;
29 Aralık 1938&amp;#39;de, Askeri Yargıtay&amp;#39;dan gelen onay, son umutları da boşa çıkardı. &lt;br /&gt;
1 Eylül 1938&amp;#39;de İstanbul Tevkifhanesi&amp;#39;ne, 1940 şubatında Çankırı Cezaevi&amp;#39;ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi&amp;#39;ne gönderildi. &lt;br /&gt;
Bu cezaevlerinde toplam 12 yıl kalan Nâzım Hikmet yayımlama olanağı bulunmadığı halde sürekli olarak şiir yazdı. &lt;br /&gt;
Cezaevlerinde tanıştığı, Türk halkının güç koşullar altında yaşayan, yoksul, acılı kişileriyle dostluklar kurdu. Dört Hapisaneden; Kuvâyi Milliye; Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri; Piraye&amp;#39;ye Rubailer; Memleketimden İnsan Manzaraları; Ferhad ile Şirin; Yusuf ile Menofis gibi yapıtlarını bu insanlara okuyup eleştirilerini aldı. &lt;br /&gt;
İkinci Dünya Savaşı sona erince, 1946 başlarında, siyasal havanın görece yumuşadığı düşüncesiyle, suçsuz olduğunu belirterek, yapılan &amp;quot;adli hata&amp;quot;nın düzeltilmesi için, daha önce de birkaç kez yaptığı gibi, Büyük Millet Meclisi&amp;#39;ne bir dilekçe ile başvurduysa da bundan bir sonuç elde edemedi. &lt;br /&gt;
1949 ortalarına doğru Ahmet Emin Yalman&amp;#39;ın &amp;quot;Vatan&amp;quot; gazetesinde yazdığı bir dizi yazı ve gazetenin avukatı Mehmet Ali Sebük&amp;#39;e yaptırdığı on yazıdan oluşan bir inceleme sonucunda, kamuoyunda Nâzım Hikmet&amp;#39;in bir &amp;quot;adli hata&amp;quot; yüzünden cezaevinde olduğu görüşü ağırlık kazandı. Ankara&amp;#39;da avukatlar, İstanbul&amp;#39;da aydınlar topluca imzaladıkları dilekçelerle cumhurbaşkanına başvurdular. Yurt dışında da sanatçıların, hukukçuların öncülüğü ile benzer girişimler yapıldı. Bu arada Birleşmiş Milletler Örgütü&amp;#39;nün danışma organlarından olan Uluslararası Hukukçular Derneği 9 Şubat 1950&amp;#39;de Nâzım Hikmet&amp;#39;in serbest bırakılması dileğiyle Büyük Millet Meclisi başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına birer mektup gönderdi. &lt;br /&gt;
Bütün bu girişimlerden bir sonuç alınamadığını gören Nâzım Hikmet 8 Nisan 1950&amp;#39;de açlık grevine başladı. &lt;br /&gt;
Kalbinden, karaciğerinden rahatsız olduğu bilindiğinden, Ankara&amp;#39;dan gelen emirle, hemen ertesi gün İstanbul&amp;#39;a getirilerek önce Sultanahmet Cezaevi revirine, sonra da Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;ne yatırıldı. &lt;br /&gt;
Onun açlık grevi kararı almasını önleyemeyince, doğru Ankara&amp;#39;ya gitmiş olan avukatı Mehmet Ali Sebük, ilgililerle yaptığı ilk görüşmelerden sonra Nâzım Hikmet&amp;#39;e bir telgraf çekerek, serbest bırakılması için çareler arandığını, iki kez Başbakan Yardımcısı Nihat Erim&amp;#39;le, iki kez Adalet Bakanı Fuat Sirmen&amp;#39;le, üç kez Cezaevleri Genel Müdürü Sakıp Güran&amp;#39;la konuyu ayrıntılarıyla konuştuklarını, ertesi gün de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü&amp;#39;nün kendisini kabul edeceğini, bu durumda açlık grevini şimdilik ertelemesi gerektiğini bildiriyordu. &lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet bunun üzerine avukatının isteğine uyarak 10 Nisan 1950 sabahı açlık grevini erteledi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Vatan&amp;quot;daki yazılarıyla ortada bir &amp;quot;adli hata&amp;quot; olduğunu açıkça kanıtlamış bulunan Mehmet Ali Sebük, bütün ilgililerle olduğu gibi, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de çok olumlu geçen bir konuşma yaptı. &lt;br /&gt;
Artık her şey işin ne yolla çözüleceğini beklemeye kalmış gibi görünüyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nâzım açlık grevini erteleyince Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nde muayeneden geçirilip sağlıklı olduğu saptanarak önce eşyalarını almak üzere Sultanahmet Cezaevi&amp;#39;ne, oradan da Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&amp;#39;ne götürüldü. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne var ki Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nin verdiği rapor yeterince açık değildi. Şairin sağlık durumu açısından serbest bırakılmasına karar verilemiyordu. &lt;br /&gt;
On gün kadar bekledikten sonra, Mehmet Ali Sebük, 22 Nisan 1950&amp;#39;de, Adalet Bakanlığı&amp;#39;na bir dilekçe vererek Nâzım Hikmet&amp;#39;in serbest bırakılıp bırakılmayacağını sormak gereğini duydu. Ne bekleniyordu? &lt;br /&gt;
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Cezaevi doktorunun, Bursa Hastanesi doktorlarının, Cerrahpaşa Hastanesi doktorlarının verdikleri raporları tutarlı görmeyerek Adli Tıp Meclisi&amp;#39;ne göndermişti. Adli Tıp Meclisi&amp;#39;nden gelen yanıt şöyleydi : &lt;br /&gt;
&amp;quot;Üç ay müddetle bir hastanede tedavisine devam edilmesi ve bu müddetin sonunda alınacak neticeye göre muamele ifası lüzumlu görülmüştür.&amp;quot; &lt;br /&gt;
Ama bu rapora bile uyulmuyordu. Günler Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&amp;#39;nde beklemekle geçiyordu. Hiçbir şey yapıldığı yoktu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2 Mayıs 1950 sabahı Nâzım Hikmet yeniden açlık grevine başladı. Vasisi Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu hem ilgililere durumu bildiren bir dilekçe yazdı, hem de Ankara&amp;#39;ya giderek Adalet Bakanı&amp;#39;yla görüştü. &lt;br /&gt;
Şair bu kez ölünceye ya da serbest kalıncaya kadar grevi sürdürmeye kararlıydı. Günde dört beş bardak su ile bol bol sigara içiyor, ama hiçbir şey yemiyordu. İlk üç sabah cezaevi bahçesinde beden hareketleri yapmış, gün boyunca gazete, kitap okumuştu. Dördüncü günden sonra ise iyice bitkinleştiği, yataktan çıkmak, konuşmak bile istemediği görüldü. &lt;br /&gt;
9 Mayıs 1950 günü cezaevinden ambulansla Adli Tıp Müdürlüğü&amp;#39;ne götürüldü. Üç saat süren bir muayene sonucu doktorlar tam teşekküllü bir hastanede gözetim altında kalması gerektiğine karar verdiler. Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nde tek kişilik bir odaya yatırılmak istendi. Ama Nâzım Hikmet&amp;#39;in, &amp;quot;Ben kobay değilim, hakkımın verilmesi için açlık grevi yapıyorum. Greve cezaevinde devam edeceğim,&amp;quot; diye diretmesi üzerine, hastane yetkilileri bu isteği bir tutanakla saptayıp imzasını aldılar. Gene Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&amp;#39;ne götürüldü. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada, yurt içinde, yurt dışında, gösteriler, toplantılar birbirini izliyor, bildiriler dağıtılıyor, olaylar yaşanıyor, imzalar toplanıyor, &amp;quot;Nâzım Hikmet&amp;quot; adında iki sayfalık bir gazete çıkarılıyor, ilgililere sürekli mektuplar yazılıyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet açlık grevinin on ikinci gününde sekiz kilo kaybetmiş, çok kötü duruma düşmüştü. Hemen Cerrahpaşa Hastanesi Cerrahi Kliniği&amp;#39;ne kaldırılarak kendisine serum takıldı. Daha sonra da Verem Pavyonu&amp;#39;ndaki tek kişilik bir odaya yatırıldı. &lt;br /&gt;
On altıncı güne gelindiğinde, artık yaşamının &amp;quot;tıbbi müdahalelerle&amp;quot; uzatılmakta olduğu söyleniyordu. Bu durum başvuruların yönünü birdenbire değiştiriverdi. &lt;br /&gt;
Bu kez dostlarından, sevenlerinden Nâzım Hikmet&amp;#39;e telgraflar, mektuplar yağmaya başladı. &lt;br /&gt;
Açlık grevini sürdürüyordu, ama Büyük Millet Meclisi beklenen genel bağışlama yasasını görüşmeden tatile girmişti. &lt;br /&gt;
14 Mayıs 1950&amp;#39;de ise yeniden seçim yapılacaktı. &lt;br /&gt;
Seçimlerin sonucu alınıp yeni hükümet kurulana kadar greve ara vermeliydi. &lt;br /&gt;
Yüzlerce telgrafın, mektubun yanı sıra, topluca imzalanmış dilekçeler de geliyordu. &lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet 19 Mayıs 1950 Cuma günü saat 17:03&amp;#39;te, kendisine gelen mektupları coşkuyla okuyan vasisi Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu&amp;#39;na, açlık grevine son verdiğini bildirdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok hırpalanmıştı. Hastanede doktorların yakın denetimi altında bile sağlığının düzelmesi oldukça uzun sürdü. Serbest bırakıldığı tarihe kadar, iki aya yakın bir süre Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nde kaldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14 Nisan 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti&amp;#39;nin çıkardığı bağışlama yasası, Büyük Millet Meclisi&amp;#39;nde tartışılırken, Nâzım Hikmet&amp;#39;in bağışlanmaması için, çok tatsız, çok üzücü konuşmalar yapıldı. &lt;br /&gt;
Sonuçta gergin bir ortamda çıkarılan yasa onu doğrudan bağışlamıyor, yalnızca cezasının üçte ikisi indirilenler kapsamına alıyordu. 12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bağışlanıyordu. &lt;br /&gt;
15 Temmuz 1950&amp;#39;de, Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nde, artık serbest olduğu kendisine avukatlarınca bildirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci gelen dayı kızı Münevver Berk&amp;#39;e âşık olmuştu. &lt;br /&gt;
Cezaevinden çıkınca karısı Piraye&amp;#39;den ayrıldı. &lt;br /&gt;
Kadıköy&amp;#39;de, önce annesinin Cevizlik&amp;#39;teki evinde, sonra bir apartman katında Münevver Hanımla yaşamaya başladı. Gene İpek Film Stüdyosu&amp;#39;nda çalışıyordu. &lt;br /&gt;
26 Mart 1951&amp;#39;de, bir oğulları oldu. Adını Mehmet koydular. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gerçi cezaevinden çıkmıştı, ama polisçe sürekli izleniyordu. Evinin önünde hep bir cip bekliyor, nereye gitse polisler de arkasından geliyorlardı. Kitaplarını yayımlatma, oyunlarını oynatma olanağını bulamayacağı anlaşılıyordu. Kuvâyi Milliye&amp;#39;nin yayın hakkını alan bir yayınevi çıkmışsa da, kitap bir türlü yayımlanmıyordu. &lt;br /&gt;
Bu sırada Kadıköy Askerlik Şubesi&amp;#39;ne çağrıldı. Askerliğini yapmamış olduğu, hemen sevkedilmesi gerektiği bildirildi. Bahriye Mektebi&amp;#39;ni bitirdiğini, güverte subaylığı yaptığını, hastalanarak çürüğe çıkarıldığını söylemesi üzerine elinden bir dilekçe alınarak serbest bırakıldı. &lt;br /&gt;
Birkaç ay sonra tekrar şubeye çağrılarak kendisine Sivas&amp;#39;ın Zârâ ilçesine gitmeye hazırlanması söylendi. İsteği üzerine Haydarpaşa Hastanesi Sağlık Kurulu&amp;#39;na gönderildi. Kurula on ay önce Cerrahpaşa Hastanesi&amp;#39;nden aldığı, kalbinden, ciğerlerinden rahatsız olduğunu gösteren raporları sunduysa da askerliğini engelleyecek bir durumu olmadığı kararına varıldı. &lt;br /&gt;
Bu arada bir doktor kulağına bu işin sonunu iyi görmediğini fısıldadı. Şubeden hazırlıklarını yapmak için bir haftalık izin aldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
17 Haziran 1951 sabahı, askerlik işini düzeltmek amacıyla Ankara&amp;#39;ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan Nâzım Hikmet&amp;#39;in 20 Haziran 1951&amp;#39;de Romanya&amp;#39;ya vardığı Bükreş Radyosu&amp;#39;ndan öğrenildi. &lt;br /&gt;
Sonradan yazılanlara göre, akrabası olan Refik Erduran&amp;#39;ın kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı&amp;#39;ndan Karadeniz&amp;#39;e açılmış, Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen şilebiyle Romanya&amp;#39;ya gitmişti. &lt;br /&gt;
Oradan Moskova&amp;#39;ya geçmesi üzerine, Nâzım Hikmet, 25 Temmuz 1951&amp;#39;de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. &lt;br /&gt;
Münevver Hanım ile oğlu Mehmet ise polisçe yakından izlenmeye devam edildiler. Yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmedi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dışarda birçok uluslararası kongreye katılan, çeşitli ülkelere yolculuklar yapan Nâzım Hikmet büyük bir ün kazandı. Yapıtları çeşitli dillere çevrildi. Pek çok kitabı yayımlandı. &lt;br /&gt;
Ama gittiği ülkenin artık gençliğindeki o coşkulu, geleceğe umutla bakan Sovyetler Birliği olmadığını kısa sürede anlamıştı. Dergilerde Mayakovski&amp;#39;den söz edilmiyor, Meyerhold&amp;#39;un, Tairov&amp;#39;un adları bile anılmıyor, eski dostlarından kimi sorsa, &amp;quot;Bilmem, nicedir görmedik,&amp;quot; yanıtını alıyordu. &lt;br /&gt;
Şiirlerinin çevirilerinde anlamı değiştiren yanlışlar bulunması canını sıkmaktaydı. &lt;br /&gt;
Nâzım Hikmet&amp;#39;in özellikle sanat yapıtlarında Stalin&amp;#39;e dönük içi boş, anlamsız yüceltme sözlerinin yinelenip durmasını yadırgadığını söylemesi uyarılmasına neden olmuştu. Ayrıca böyle bir pot kırmaması için, onun Stalin yerine Malenkov&amp;#39;la görüştürüldüğü söylenir. &lt;br /&gt;
Moskova&amp;#39;ya 1951 temmuzunda ulaşan Nâzım Hikmet, ağustosta, Fadeyev&amp;#39;le birlikte, Berlin&amp;#39;de Dünya Gençlik Festivali&amp;#39;ne katıldı. &lt;br /&gt;
Eylül&amp;#39;de Bulgaristan&amp;#39;a gitti. Orada Fahri Erdinç&amp;#39;le, cezaevi arkadaşı Betoven Hasan&amp;#39;la karşılaştı. Türklerin köylerini dolaştı, sorunlarını dinledi, bol bol Türkçe konuştu. &lt;br /&gt;
1-6 Aralık 1951&amp;#39;de, gene Fadeyev&amp;#39;le Viyana&amp;#39;da yapılan Dünya Barış Kongresi&amp;#39;ne gittiler. Orada Aragon&amp;#39;la, Frédéric Joliot-Curie&amp;#39;yle tanıştı, öldüğünü sandığı, KUTV&amp;#39;dan arkadaşı Çinli devrimci Emi Siao (Sİ-YA-U) ile karşılaştı. &lt;br /&gt;
Arkasından Prag&amp;#39;a giderek Uluslararası Barış Ödülü aldı. &lt;br /&gt;
Sovyetler Birliği&amp;#39;nin desteklediği Dünya Barış Konseyi&amp;#39;nin etkinliklerinde önemli bir rol oynamaya başlamıştı. &lt;br /&gt;
25 Haziran 1952&amp;#39;de Asyalı üyelerin toplantısına katılmak üzere Pekin&amp;#39;de; 1-5 Temmuz 1952&amp;#39;de Kore Savaşı&amp;#39;na karşı bir toplantıya katılmak üzere Berlin&amp;#39;deydi. Amerikan emperyalizminin kışkırttığı bu savaşa Türk hükümetinin asker göndermesini kınıyor, Kore&amp;#39;de halkımızın Amerikalılar için kan dökmesine neden olanlara karşı konuşmalar yapıyordu. &lt;br /&gt;
5 Ekim 1952&amp;#39;de bir barış toplantısı için gene Viyana&amp;#39;ya gitti. Bu toplantının açılış konuşmasını yaptı. &lt;br /&gt;
12-19 Aralık 1952 tarihleri arasında ise bir kez daha Viyana&amp;#39;da bir araya gelindi. Bu çok büyük toplantıda seksen üç ülkeden 1700 delege vardı. Burada açılış konuşmasını yapan Frédéric Joliot-Curie&amp;#39;den, Aragon&amp;#39;dan başka, Jean-Paul Sartre, Pablo Neruda, Diego Rivera, Arnold Zweig da vardı. &lt;br /&gt;
1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi&amp;#39;nin yönetici kadrosundaydı. Çok çeşitli kentlerde toplantılara katılıyor, bu arada Varşova&amp;#39;ya da gidiyordu. Polonyalılarla arası son derece iyiydi. Elinde belirli bir ülkenin vatandaşı olarak sürekli bir pasaportu bulunmadığını gören, ayrıca büyük dedesi yoluyla Polonyalı Borzenski ailesinden geldiğini öğrenen dostları, ona bir Polonya pasaportu çıkardılar. Böylece Nâzım Hikmet büyük dedesinin soyadıyla Polonya vatandaşlığına kabul edilmiş oldu : Nâzım Hikmet Borzenski. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünya Barış Konseyi&amp;#39;nin eylemleri aralıksız sürüyor, gittikçe daha büyük kalabalıkların ilgisini çekiyordu. &lt;br /&gt;
22-29 Haziran 19