<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>Accayip.com. New articles</title>
      <link>http://www.accayip.com/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.accayip.com/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description></description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>tr-tr</language>
      <item>
        <title> Günah nedir?</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=512</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=512</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;2009&amp;#8217;un ilk günü.. Yeni yılın gelişini kutladınız mı? Kimi dostlarıyla buluştu, kimi içkisini yudumladı, kimi çayını içti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkı yok..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama herkes yeni bir yıla girmenin heyecanını yaşadı.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dinle ilgisi yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz, geçen cuma günü Balıkesir Müftülüğü hutbe okuttu.. Yılbaşı kutlamaları için &amp;#8216;rezalet&amp;#8217; dedirtti..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında &amp;#8216;günah&amp;#8217; diyeceklerdi de diyemediler, &amp;#8216;rezalet&amp;#8217; kelimesiyle yetindiler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir yılı karşılamak günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki günah ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, din konusunda ahkâm kesmeyeceğim.. Allah&amp;#8217;a şirk koşmak, büyücülük, adam öldürmek, kibirlilik gibi kavramları da deşmeyeceğim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oruç tutmak, namaz kılmak, içki içmek gibi meselelere de girmeyeceğim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haddim değil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şunu yapabilirim.. Günah diye bunlar anlatılıyor ya, başka günahlar yok mu; mesela onları sorgulayabilirim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük hayattan..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece soru soracağım.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlayalım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, bir kişiyi işe alırken onun yeterliliğine değil de, kimliğine bakmak, &amp;#8216;bizden mi değil mi&amp;#8217; diye sorgulamak.. Yeterli olduğu halde dışlamak.. &amp;#8216;Bizden&amp;#8217; diye yetersiz bir kişiye kapıyı açmak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullar arasında ayrımcılık yapmak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki belediye başkanısınız.. Caddeleri, sokakları asfaltlıyorsunuz.. Size oy verenlere, sizin mezhebinizden olanlara hizmet götürmek, diğer kulları hizmetten mahrum bırakmak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki askersiniz.. Bölük komutansınız.. Memleketliniz diye (aynı ilden, ilçeden veya köyden) bir kişiyi kayırmak.. Farklı muamele yapmak.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki dini bütünsünüz.. Sizin gibi örtünmeyen, sizin gibi yaşamayan insanlara iffetsiz demek, dil uzatmak, arkalarından kötü konuşmak, dışlamak, dışlanmaları için çaba sarfetmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya tam tersi.. Mütedeyyin insanları ikinci sınıf kabul etmek, çağ dışı diye aşağılamak.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece kendi yandaşlarını &amp;#8216;zengin&amp;#8217; etmek için devlet musluklarını onlara akıtmak, başkalarını yok saymak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 liralık işi 20 liraya verip halkın vergisini çarçur etmek, aradaki farkı kırışmak veya kendi siyasi, dini görüşü yolunda harcamak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 liralık işi 20 liraya alıp taşerona 10 liraya yaptırıp, aradaki farkı alın teri akılmadan cebe indirmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi gücünü kullanarak çocuklarına iş kurmak, imkânlar tanımak, rakiplerinin bir adım önüne geçmesini sağlamak..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adrese dayalı ihale yasası çıkararak, kayırmacılığı, ayrımcılığı legalleştirmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günah mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafayı sadece içkiye takıp gerisine gözünüzü kapatır.. Bunları doğal karşılarsanız..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;O da günahtır!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:47:48 +0200</pubDate>
        <category>Mehmet Tezkan</category>
      </item>
      <item>
        <title> 2009 ilk</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=511</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=511</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; &quot;&gt;Her şey çok güzel olacak. Kim ne derse desin. Organik gıdalardan, antidepresandan, brokoliden, spordan, hepsinden daha önemlisi bu olsa gerek: Olumlu düşünceye inanç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben her şeyin çok güzel olacağına inanmak istiyorum. İlahi adalete, her hadisenin bir vakti olduğuna, sınanırken isyan etmezsek sınavları alın akıyla atlatabileceğimize, tarih kendini tekrar etse de biz aynı ateş çemberine düşsek de bir önceki maceramızdakinden tecrübeli olduğumuz için onu da halledebileceğimize, paylaştıkça çoğalabileceğimize, geçmişi geride bırakabilmenin en çok bize yarar sağlayacağına, şiddetli ve öfkeli düşüncenin, içimizde büyüyen önlenemez öfkenin bizi kemiren bir hastalık olduğunu unutmamaya gayret etmemiz (etmem) gerektiğini daha iyi (yeniden ve yeniden) öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnancın, olumlu inancın en temel en önemli yaşam suyu olduğunu bir kez daha kabul ettim evet. Üstelik bunu biliyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gecede dünyanın değişmeyeceğini bildiğim gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Aralık günü ilginç şeyler yaşadım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir uzak akrabamız, 29 yaşında ardında biri yedi biri iki buçuk yaşında iki çocuk bırakarak kanserden vefat etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taziye için evine gittiğimde mutfakta bulduğum bir sandalyeye oturdum. Yanımda oturan hanımı tanıttılar. İki yıl önce oğlu Erzurum&amp;#8217;da şehit olmuş. &amp;#8220;Aldığım ilaçlarla uyuyabiliyorum iki yıldır. Allah çok görmezse, iki çocuğum daha var çok şükür&amp;#8221; dedi bir ara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sustuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı çıktığımda kar yağıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve gitmeden önce eksikleri almak için büyük marketlerden birine uğradım. Otoparkta uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım. Kucaklaştık. Nasılsın dedim. Çok kötüyüm dedi. Erkek kardeşi çok hastaymış. Kötü gidiyor her şey, sonuçları umut vermiyor dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve dönerken kar hızlanmıştı. Radyoda kötü hava koşullarının iki yüze yakın köy yolunu kapattığına dair bir haber vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kamyon, lapa lapa yağan kara, yolun ıslak olmasına, trafiğe aldırmadan son sürat yanımdan geçip gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokakta zar zor park yeri buldum. Elimde torbalar, içimde büyük bir sıkıntı asansöre bindim. Aynadaki suretime dönüp bakmadım bile... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıdan içeri girdim. Evin sıcak havası kızarmış patates, lavantalı yumuşatıcı ve beyaz sabun kokusuyla karışık yüzüme çarptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızım koşarak boynuma sarıldı ve &amp;#8220;bugün yazma yarışı yaptık sınıfta. Ben 31 kelime yazdım ve öğretmenden yıldız aldım anne&amp;#8221; diyerek büyük haberini verdi bir solukta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçları okul kokuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salonda okunacak dergiler üst üste konmuş, kızımın isteğiyle aldığımız ve onunla süslediğimiz minik çam ağacının ışıkları yanıp sönmekte, altında hep birlikte paketlediğimiz hediyeler; bizimle hiç ilgisi olmayan, özenilerek batılıdan alınmış bir mutluluk oyunu işte ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızım ev ödevini yaparken dışarıdaki karı seyrettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazan Öncel&amp;#8217;in yeni şarkısını dinliyordum. Bir yandan da &amp;#8220;Bu da hayat mı hayat? Bu da hayatsa hayat&amp;#8221; diyordu... Her şeyi onaran, her şeyin üzerini örten, can tatlı dedirten o küçük mutluluk anı... Dışarıdaki felaketler belki benim kapımı çalmaz yanılgısı ya da her şeyi kanıksayarak bize oyun oynayan zihin aldatması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm bunların farkında olarak her küçük dakikaya ve her küçük insani mutluluğa tutunmak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle işte... Gelenler gidenler... Karmakarışık bir düzen. Bana penceremde filmlerdeki romantizmi getiren kar, akrabalarımın bir kısmının da yaşadığı uzak şehirlerin, köylerin yollarını kapatıyor... Yeni yılın ilk günü... Dünden kalma yemeklerin tırtıklanacağı, baş ağrılı bir gün... Eski yıl alıp gitmemiş dünkü sorunları... Yine de bir temenni bir dua... Her şey daha güzel olacak... Olmalı... &amp;#8220;Hayat mı bu?&amp;#8221; diye soruyor ya Nazan Öncel... Sonra kendi yanıtlıyor: &amp;#8220;Hayat! Sevdiysem bende mi kabahat?&amp;#8221;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:46:48 +0200</pubDate>
        <category>İclal Aydın</category>
      </item>
      <item>
        <title> Magazin dünyasını ve şöhretleri Allah kurtarsın!...</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=510</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=510</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;Benim de hayatımda oldu, her yeni yıl başlar, eskisi biterken, aşklar biter, veda cümleleri havalarda uçar, yeni başlayan aşıklar mutlu ve umutlu, eski yılda biten aşıklar huzursuz ve endişeli demeçler verirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü insanlar zannederler ki dünya etraflarında dönmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes onların ne diyeceğini beklemektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmezler ki, aslında sabun köpüğü gibi tüketilen hayatların dışında kimse, bir göz gezdirdikten sonra kendileriyle ilgilenmemekte, kendi dünyasına dönmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa şöhretler &amp;#8220;hayatın kendilerinin ve çevredeki ünlülerin etrafında döndüğünü&amp;#8221; zannetmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Deniz Uğur bana mail gönderip &amp;#8220;Şöhret Psikozu&amp;#8217;nu&amp;#8221; o kendisiyle bile dalga geçen ironik uslubuyla anlattığında &amp;#8220;Pes&amp;#8221; dedim, &amp;#8220;şöhretler, aşklar, ayrılıklar, magazinde patlayan sabun köpüğü bomba haberler ancak bu kadar güzel anlatılır...&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Magazin dünyasının ve ünlülerin sevmeyeceği bir yazı bu, ama okuyunca &amp;#8220;belki de doğrudur&amp;#8221; diye kafalarının bir yerinde soru işareti kalacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz (Uğur) demiş ki;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Psikoz&amp;#8221; düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöhretli kişiler, dünyanın kendi çevrelerinde döndüğünü sanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu söylediğim, kendini beğenmişlik olarak algılanmamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan en çok kendiyle ilgilenir, bu bir gerçek ve herkes için geçerli olan bir gerçek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan değil de ünlü biriyseniz, ister istemez kendiniz hakkındaki haberleri görmek için magazin basınını takip etmeye başlıyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra şöhretler, sabah ilk olarak magazin eklerini açıp okumaya başlıyorlar ve gerçek hayatın kapsadığı diğer konulara ilgilerini kaybediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve kendileri hakkında gördükleri haberler, ülkedeki herkes için aynı önemi taşıyor zannediyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Herkes onları izliyor, onların hayatını didikliyor, okudukları bir haberi bir daha unutmuyor, biraraya gelip fikir alışverişi yapıyor, işi gücü bırakıp yalnızca bunu konuşuyor sanıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bunu yapan sadece şöhretli kişinin kendisi. Diğer herkes hayatına normal bir şekilde devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Magazin haberleri okunuyor, evet, ama sabun köpüğü etkisi yapıyor, beş dakika sonra zihinlerden uçup gidiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şöhretli kişi ne yapıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu böyle düşünemediğinden, hakkında çıkan her haber dünyanın en önemli haberiymiş gibi ona konsantre oluyor, sadece ona odaklanıyor, aşırı aşırı tepkiler gösterip hooop, tekrar magazin basınına malzeme oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece &amp;#8220;özel hayatı sürekli didiklenen&amp;#8221; biri haline geliyor, oysa buna sebep olan kendisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun farkına varamıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Uyanık magazinciler, şöhretli kişilerin bu zaaflarını çoook uzun zaman önce keşfetmiş, onları nasıl fişekleyeceklerini gayet iyi biliyor, buna göre haber yapıyorlar ki reaksiyon gelsin, yeni haberler yapılabilsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir tuzak, üstelik bu tuzağı kuranlar çok da zeki insanlar değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki şöhretli kişiler mi aptal? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yooo, onların sadece psikolojileri bozuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bütün hayatlarını işleri ve iş çevreleri üzerine kurmuş olarak yaşadıklarından, kendi dünyalarının dışına çıkıp gerçek hayatı kuş bakışı göremediklerinden (Amerikalılar buna &amp;#8220;büyük resmi görmek&amp;#8221; diyorlar ya, çok severim o tabiri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun vadeli düşünebilmeyi, olaylara geniş perspektiften bakabilmeyi çok güzel anlatır) bir türlü iyileşemiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunun en yakın arkadaşları menajerleri, avukatları, mali müşavirleri, basın danışmanları&amp;#8230; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak arkadaş sohbetlerinde konuştukları konularla da o sağlıksız psikolojinin dışına çıkamıyorlar, odak noktası hep kendileri oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik bir süre sonra dışarıdaki normal arkadaşlıklardan da sıkılıyor, kendilerinden başka şeylerle ilgilenen normal arkadaşları hayatlarında istemiyorlar. Megalomanlaşmış, paranoyaklaşmış, depresif, mutsuz, öfkeli, hırslanmış ve tatminsiz bir biçimde hayatlarını sürdürüyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olumsuz haberler, haklarında yapılmış olumlu haberlerden çok daha büyük bir etki yaratıyor üzerlerinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra bir tek olumsuz haberi, bir tek eleştiriyi bile kaldıramaz hale geliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde olumlu haberlerin hiçbiri onlara yeterli gelmiyor, hiçbir övgü onları kesmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani huzur sıfır&amp;#8230;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu yüzden çoğu şöhretli kişi, başka şöhretli kişilerle birlikte oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü içinde bulundukları psikolojiyi başka kimsenin anlaması ve kaldırması mümkün olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şöhretli kişilerin &amp;#8220;egoları terbiye görmemiş olanları&amp;#8221; da birbirini uzun süre kaldıramıyor ve ilişkiler kısa zamanda fiyaskoyla sonuçlanıp bitiveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki uzaktan bakınca pek ciddiye alınır şeyler değil bunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa içinde yaşayanlarımız bilir ki, insan hayatlarında çok ciddi sonuçlar doğurabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde bağımlılığı, alkolizm, başka bağımlılıklar, sapkınlıklar, genç ölümler, intiharlar&amp;#8230; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar şöhretler dünyasında hep yaşanan şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden kendilerine &amp;#8220;dur&amp;#8221; diyemiyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden o çemberi kırıp dışına çıkamıyor, şöyle bir arınıp hayatlarını değiştirmiyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü zaaflara yenilmemek kolay değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte buradan, durumun vehametini anlamak mümkün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöhret, &amp;#8220;eşşeğine çüş diyemeyenler&amp;#8221; için tehlikeli bir hastalık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkaları tarafından tüketilmeyle, ya da kendi kendini tüketmeyle sonuçlanan kötü bir hastalık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hastalık her şöhretli kişinin bünyesinde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bir ünlü oyuncunun kaleminden, &amp;#8220;şöhretlerin hayatlarına, aşklarına, ayrılıklarına ve psikozlarına yönelik çok ince bir bakış...&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yılda ünlü olmak istiyor musunuz bilmem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman olacaksanız, sakın Deniz&amp;#8217;in anlattığı o psikoza saplanış kalmayın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi hayatınızı yaşamının en büyük mutluluk, sıradan özgürlüklerin en büyük özgürlük hissi yarattığını unutmayın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradanlığın keyfi ve ayrıcalığı yeni yılda sizinle olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O size gerçek sevgiyi ve mutluluğu getirecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöhretler mi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara söyleyebileceğim tek söz var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah kurtarsın...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:45:44 +0200</pubDate>
        <category>Reha Muhtar</category>
      </item>
      <item>
        <title> Yeni yıl dileği: Kötü huy değiştiren hap icat olsun</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=509</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=509</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;Yılın son gününde, yılın ilk günü için yazı yazmak ne kadar absürd bir şey anlatılır gibi değil. Siz şu an geç ya da erken kalkmış, yeni yıla kazasız belasız girmiş, (gazete okuduğunuza göre) evi toplamadan önce veya topladıktan sonra (veya eviniz anneminki gibi daima toplu. Nasıl bir şeydir bu asla anlamam) açmış gazetenizi okuyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen köşe yazarlarımızın doldur boşalt yeni yıl dileklerini okuyor, falınıza bakıyor ve 32 yıllık evli olarak nasıl oluyor da &amp;#8220;sevdiğinizle bu yıl nişanlanabilirsiniz&amp;#8221; tahmininin yapıldığına şaşırıyorsunuz. (Olmaz olmaz dememek lazım tabii.. Hanım, kafayı yiyip yeniden nişanlanmak isteyebilir...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense şu an çılgınlar gibi meyveli altı adet pasta bulmaya çalışıyorum. Zira yılbaşını Nesin Çocuk Vakfında, 50 çocukla beraber geçirmeye karar verdik. Ve pasta işi benim idi. &amp;#8220;İdi&amp;#8221; dememe bakmayın ben bu yazıyı yazarken halen de benim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele şu ki onları ısmarlamayı unuttum! Dün yapmam lazımdı. Organizasyonla ilgili yapmam gereken tek iş buydu ve fakat unuttum. Üstelik İzmir&amp;#8217;den üç çocuğuyla gelecek olan ablamın kesin talimatı var: Hepsi aynı cins ve aynı boy olacak! Biri meyveli bir çikolatalı olmasın, düzen olsun, disiplin olsun! (Ablam, talimat anında on albay gücündedir. Yer sarsılır, dünya içine kaçar, bir toz ve gaz bulutu oluşur... Karşı koymak her babayiğidin harcı değildir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Aralık günü, öğlen saat bir itibarıyla altısı da aynı boy ve aynı cinste, onar kişilik, üstelik de tanesine 60 lira gibi absürd bir para vermeden pasta bulmak (60 lira istediler evet!!) Pamukkale&amp;#8217;de travertenlerin üzerinde güneşlenen bir penguen bulmak kadar zor. (Kutup hayvanlarına taktım bugünlerde...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu saate kadar sekiz pastane aradım ve bırak altısı aynı cins ve boy, birbirine benzer iki pasta bile bulamadım. Bazısında pasta bile yoktu. Var olanlar da evet tekrar ediyorum 60 yetele fiyat çekmişlerdi. Saat 13 ve millet pastaları çoktan kapışmış. (31 Aralık benim doğum günüm, siz niye pasta alıyorsunuz leyyyn!) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha bu korkunç huyuma lanet ettim. Hayatımda son dakikaya bırakmadığım TEK ama TEK bir işim yok. Sarpa sardırmadan hallettiğim tek bir işim de yok. İlkokulda da böyle idim, ortaokulda da böyle idim, lisede de böyle idim, üniversitede de böyle idim, sonra komple iş hayatımda da. Son yıllarda bir de unutkanlık eklendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen bir yazı okudum: Yeni yıldan dileğiniz ne olsun sorusuna Türkler araba, ev, dünya gezisi dışında adam gibi cevap verememiş: Buyurun size süper yaratıcı bir dilek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıldan dileğim: Kişilik değiştiren hap istiyorum! Yapsınlar kardeşim artık bunu. Geç uyananları erken uyandıran, işini son dakikaya bırakanları işini erken bitirip rahat eden, çok yiyenleri az yiyen, dağınıkları dertop yapan, dikkatsizleri dikkatli yapan, giyinmeyi bilmeyenleri giyinmeyi bilen hale getiren, hatta başlamışken kısaları uzun yapan bir hap yapsınlar! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bıktım kendimden! &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adam ve kadınları! Uyumayın! Esas servet burada! Bu pis gen kombinasyonunu çıkartıp atmak istiyorum vücudumdan ki ne annem ne babam böyle insanlardı. Hangi uzak akrabanın geni karıştı len araya?!? Kimse, gelsin hiç olmazsa oturduğu yerden yapmam gerekenleri hatırlatsın bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Çok şükür Türkiye&amp;#8217;de yaşıyorum ve illa ki bir son dakika çözümü bulunuyor. Almanya gibi bir yerde yaşasaydım herhalde açlıktan ölürdüm. 28 gün öncesinden sipariş vermeden altı adet on kişilik pasta birden bulmak herhalde mucize kabilinden bir şeydir oralarda diye tahmin ediyorum... Bir de bununla gurur duyarlar. Hah! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda mahallemin pastanesi, canımın içi, kahvaltılarımın bir zamanlar şen mekanı Bahar Pastaneme başvurdum. Günü çoktan yarılamıştık, artık pastaların aynı cins ve boy olması dertleneceğimiz en son şeydi. Pasta olsun yeterdi. Ve evet vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablamın talimatının tam tersi bir şekilde biri krokanlı, biri &amp;#8220; frambaazlı&amp;#8221; (bunun Türkçesi &amp;#8220;ahududu&amp;#8221;. Niye bir namus meselesi gibi frambuazda diretilir hiç anlamam) ortaya karuşuk meyveli, parça çikolatalı, komple çikolatalı ve şimdi unuttuğum başka katkı maddeleriyle 6 adet pastam var. Sanal olarak var tabii. Son dakika gidip alacağım için (çünkü son dakikaya bıraktığım Pazar eki yazısı var daha yazılacak) hâlâ o pastalara sahip miyim bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik yılbaşı kapanış cümlesini edeyim de öyle kaçayım: Allah ne muradınız varsa hayırlısıyla nasip etsin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:44:01 +0200</pubDate>
        <category>Mutlu Tönbekici</category>
      </item>
      <item>
        <title> 2009&#39;da mutluluk</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=508</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=508</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Verdana; font-size: 13px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;Tam bir yıl önce bir yeni yıl yazısı yazmıştım. Bu yıl yine böyle bir şey yazmak için masaya oturdum. Baktım ki eski yazıya ekleyecek hiçbir yeni düşüncem yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkıntılı bir yıl geçirmiş olmamıza rağmen yine aynı şeyleri söylüyorum. Kendimizi dünyanın merkezi sanmamız, geçici olduğumuzu unutmamız, hayatın küçük sanılan insani sevinçlerine, mutluluklarına sırt çevirmemiz bize emsalsiz acılar yaşatıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa yaşıyor olmak, ağrısız sızısız bir nefes alabilmek, soğuk kış gününde dumanı tüten tavşan kanı bir çayı yudumlayabilmek, bir çocuk gülüşünü görebilmek, eski bir dostla anılara dalmak, sevdalanmak, hayata yeni atılan bir gencin heyecanına tanık olmak, mutluluk değilse nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bhutan Kralı Birleşmiş Milletler&amp;#8217;e bir öneride bulunmuş ve Gayri Safi Milli Hasıla hesaplamalarının değiştirilmesini istemişti. Ona göre milli zenginlik sadece parayla pulla ölçülemezdi. Bir de Gayri Safi Mutluluk Hasılası&amp;#8217;na ihtiyaç vardı. Bir insanın ailesiyle birlikte geçirebildiği zamanı, sanatı, kültürü, dostluk ilişkilerini, aşkı da bu hesaba dahil etmek gerekiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hayat içinde her şeyin belli bir ağırlığı ve önemi var. Eğer bu alanlardan birini abartıp da hayatın merkezine koyarsanız, diğer alanları etkilemesine izin verirseniz bilin ki mutsuzluğa davetiye çıkarıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politika da insan hayatında ancak belli bir ağırlığa sahip olmalı. Ama son yıllarda görüyoruz ki Türkiye&amp;#8217;de neredeyse politikanın dışında bir şey konuşulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aristo insanoğlu için &amp;#8220;Anthrôpos phusei politikon zôon!&amp;#8221; demişti; yani insan politik bir hayvandır. Doğru ama bunun bile bir ölçüsü olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgeler iktidar ve mutluluğu, ateş ve kara benzetir. Biri çoğaldı mı öteki azalmaktadır. İkisinin bir arada durması mümkün değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ki hepimizin sıkıntıları, üzüntüleri var. İnsanoğlu hastalıktan, ölüm acısından, parasızlıktan, aşk acısından, ayrılıktan, onurunun kırılmasından, yaşlılıktan, kısacası binbir sebepten dolayı acı çekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hayat sadece bunlardan ibaret değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dertlerin yanında sevinçler, hastalıkların yanıbaşında mucizeler, gözyaşlarının arkasından kahkahalar bekliyor bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden yeni yılın bu ilk gününde hepinizi, hayatınızdaki karanlıkları değil, aydınlık noktaları hatırlamaya çağırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşıyor olmak, yeni yıllara ulaşmak bile başlı başına bir mutluluk kaynağı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat, dertleri büyütmek için çok kısa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir türküde deniliyor ki: &amp;#8220;Bu dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti.&amp;#8221; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de bakıp geçiyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bunu hatırladığı zaman, dertleri gözünde küçülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün önce televizyonda bir belgesel izledim: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;65 milyon yıl önce ölmüş bir dinozorun iskeletini bulmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafasında, ölümüne neden olan bir yara izi varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bilim adamları hummalı bir çalışmayla, dinozordaki bu yaranın nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba başka bir dinozorla kavga ederken mi yaralanmış, yoksa başını bir yere mi vurmuş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim adamlarının bu merakına saygı duymamız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlardaki bu merak olmasaydı, bugünküyle karşılaştırılamayacak kadar geri bir dünyada yaşıyor olacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bu yanını hiç unutmamakla birlikte benim aklım, dinozorun son gününe takılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bir et parçası için kapıştı başka bir dinozorla, belki bir dişi yüzünden ölümcül kavgaya girdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözü bir anda karardı ve hiçbir şey düşünmeden öfkeyle saldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kafası bir laboratuvardaki masanın üzerinde duruyor ve birileri röntgenini çekerek onun son gününü tahmin etmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;65 milyon yıl sonrasıdan baktığımızda dinozorun dertleri ne kadar küçük görünüyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;65 milyon yıl sonra, bizim dertlerimiz de öyle görünecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden hayatınızdaki hiçbir sorunu, dünyanın sonu olarak görmemenizi diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize düşen ömür dilimini mümkün olduğu kadar mutlu geçirmek ve başkalarını da bu mutluluğa ortak kılmaktan daha güzel hiçbir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinize mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yeni yıl diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:42:12 +0200</pubDate>
        <category>Zülfü Livaneli</category>
      </item>
      <item>
        <title> Alternatif liste</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=507</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=507</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt; &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Tahoma; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://haber.gazetevatan.com/pics/yazarlar/58.jpg&quot; border=&quot;0&quot; align=&quot;right&quot; /&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: x-small;&quot;&gt;Hani, &amp;#8220;Ölmeden önce yapmanız gereken 50 şey&amp;#8221; gibi listeler vardır ya... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de böyle bir liste yapmak istedim.&lt;br /&gt;Ama tahmin edeceğiniz gibi, öyle çiçek böcek içerikli olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim listede, &amp;#8220;Yunuslarla yüzmek&amp;#8221;, &amp;#8220;Dünyanın 7 harikasını görmek&amp;#8221; gibi maddeler yok yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı üstünde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alternatif liste...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki, senin sırrın olacak bunlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimseye söyleyemeyeceğin... Belki yaşlanınca düşünüp kendi kendine güleceğin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de, ölmeden önce yapmanız gereken dediysem, yayılmayın; fazla zamanımız yok, ona göre...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için listeyi yeni yılın ilk gününe sakladım ki bugünden başlayalım diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapacaksın, yapmalısın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi bakalım, başlayalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FIRLAT SURATINA...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokantada saçmalayan sevgilinin başından aşağıya şarap dökeceksin. Suratına da fırlatılabilirsin... Ayrılmak istediğini söylerken veya ne bileyim aldatmadığını anlatmaya çalışırken falan... İçinde kalmasın, yap. Kim tutar seni? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÇİZMELİ KEDİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun çizme giyeceksin. Şu diz üstü olanlardan... Mini etek tabii... Beyaz kâküllü çene boyunda peruk ve mavi lens de takacaksın. Yurt dışında bir bara gideceksin. Hatta bunu sevgilinle yapacaksın. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;PALA BIYIK&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilin uzun çizme giyecek ya, sen de hep içinde kalan küpeni takacaksın, bir de pala bıyık bırakacaksın. Öyle şey gibi değil, &amp;#8220;arabulucu&amp;#8221; gibi, tarz olacaksın. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TANIMADIĞIN BİRİYLE...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, o değil. Yani o derece değil. Hiç tanımadığın biriyle öpüşeceksin. Ama sadece öpüşeceksin. Ne adını söyleyeceksin ne onunkini öğreneceksin. En önemlisi onu bir daha görmeyeceksin. Hayatında o kadarlık bir anın olacak. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GRUP &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değil mi? Herkesin ilk aklına gelen! (Sanki bilmiyoruz!!) Evet, grup çalışmalarına katılacaksın. En azından katılmak isteyeceksin.. Zihnen de olsa yaşayacaksın. Ha, grup derken bu, serbest grup, küçük küme çalışması, panel, sempozyum, münazara, dramatizasyon, forum, kollegyum olabilir, fark etmez. Topluma bir faydan dokunsun yani! İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEMALI GRUP&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaa... Adamı böyle yaparlar işte! Grup herkesin aklına gelir! Ne yapmak istersin? Grup! Aman ne yaratıcı bir cevap! Ama temalı grup? Asıl onu yapacaksın. Peki nedir bu? Temalısı yani? Ne olacak öyle boş boş harala gürele... Bir konusu olacak! Bunu daha sonra geniş geniş anlatacağım... Ama siz de biraz kafa yorun bakalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece kafa yormakla kalmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışın biraz çalışın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa yıllar işte böyle geçiyor....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yeni yıl sabahı kalkıyorsun, geçen yıla bakıp iç geçiriyosun; &amp;#8220;nasıl çabuk geçti&amp;#8221; diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;#8220;Bu sene iyi geçse bari&amp;#8221; diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde bir şey kalmasın, yap. Kim tutar seni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kim bilecek ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilse ne olacak ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yarınki alternatif listeye ekleyecekleriniz varsa mail&amp;#8217;ime atın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:41:20 +0200</pubDate>
        <category>Dilek Önder</category>
      </item>
      <item>
        <title>Sizin için en son 2008 olur</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=506</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=506</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Georgia; font-size: 15px; line-height: 18px;&quot;&gt;Patates gibi bir yıl daha inceden geride kalıyor sevgili Vakvaklar... Sizin sayenizde ördeklerin de gazete okuyabileceği bir kez daha kanıtlandı... Neyse gelelim 2008&amp;#8217;e. İğrenç bir yıldı. Hele Türkiye için tam bir rezaletti. Rezalet dediysem, eğer 2009&amp;#8217;da büyük Marmara depremi hepimizi yıkıntı altında bırakmazsa, 2008 herhalde uzun süre yurtta ve dünyada rezil bir yıl olarak hatırlanacak. Haydi öyleyse, rezalet başlasın: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. &amp;#8220;Ananı da al git&amp;#8221;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bu yıl olanlardan sadece biri. Ama devletin ve hükümetin vatandaşa bakışını gayet net anlatan bir cümleydi &amp;#8220;Ananı da al git&amp;#8221; bence... Başbakan&amp;#8217;ın, kendisine hiç yakıştıramadığımız, birbirinden değişik, adeta kahvehanelerde duymaya alıştığımız söylemlere yakın laflarından belki de listelerde en uzun süre kalanıydı. Sonrasında ne oldu? Mizah dergileri her fırsatta &amp;#8216;Ananı da al git&amp;#8217;li şakalar yaptı, Başbakan&amp;#8217;dan ses çıkmadı. Hatta durmadı yola devam etti. &lt;br /&gt;Ne öğrendik?: Başbakanların da adeta bir mahalle delikanlısı yüreği taşıdığını öğrendik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Kömüre yatıran yatırana&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bazı belediyelerin (Nedense çoğu da AKP&amp;#8217;li) vatandaşa seçim zamanının yaklaştığı zamanlarda ücretsiz kömür dağıtması uzun süre tartışıldı. Ankara&amp;#8217;da son zamanların en kirli günleri yaşandı. Hava kirliliği açısından tabii ki. Belediyelerin kuyruk yağı misali &amp;#8216;Biz sosyal devletiz, halka hizmet ediyoruz&amp;#8217; palavraları pek yutulmasa da, gariban vatandaş el mecbur kömüre abanınca leş gibi ortamlar bizi bekler oldu. Vatandaş ruhunu bir çuval kömüre sattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. &amp;#8216;Kedi&amp;#8217; benzetmesi&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Hülya Avşar&amp;#8217;ın Başbakan&amp;#8217;ı &amp;#8216;ürkek bir kediye&amp;#8217; benzetmesi yılın en saçma benzetmelerinden biriydi. Aşırı östorojenin de etkisiyle adeta bir sevimlilik tacirine dönen Avşar&amp;#8217;ın bu saçma benzetmesi gündemi bir süre gereksiz bi şekilde meşgul etti. Birtakım vekiller Başbakan&amp;#8217;ı aslana benzetti, bazıları kedide ısrarcı oldu, ama hiçbiri &amp;#8216;Ya arkadaşlar, insan bu insan&amp;#8217; demedi. Vekiller Kayahan kafasıyla takılıp gittiler. Yılın ilerleyen günlerinde Hülya Avşar&amp;#8217;ın en az kendisi kadar değişik kız kardeşi (Hani bazı geyiklerde de Helin Avşar için Hülya Avşar&amp;#8217;ın gizli kızı derler) bir albüm çıkarttı. &amp;#8216;Müzik Bitti&amp;#8217; parçasıyla şu sıralar ya bomba gibi patlayacak ya da metan birikmesinden doboovv diyerek patlayacak. O da bir bomba tabii. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. Tabii ki Morovizyon&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Geyik âlemlerinden Mor ve Ötesi&amp;#8217;nin Örovizyon deliliği pek bir konuşuldu. Mor ve Ötesi pek güzel parçalarını (Arkadaş kayırması sever misiniz?) çaldılar, alınlarının akıyla yarışmayı tamamladılar. Ardından grubun esas oğlanı Harun&amp;#8217;u Pelin Batu ve Cem Mumcu ile televizyonda gördüm. Kısa Devre programında Mazhar Alanson vakası yaşandı. Çok da yılın olayları arasında yazılacak bi şey değilmiş ama benim aklıma da bunlar geliyor ne yapayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5. Oyun dünyası&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Dünyada ve Türkiye&amp;#8217;de hasta sayısı 11 milyona ulaşan Word Of Warcraft&amp;#8217;ın yeni eklenti paketi çıktı. Paket hem de ne paket. Yani görseniz eklenti paketi değil de Adriana Lima&amp;#8217;nın paketi sanırsınız. Bir çok insan sabah akşam yemedi içmedi, WOW oynadı. Çok da keyif aldı. İnsanlar çok zor duruma düştü. Gün geldi, tuvalete gidemedi bilgisayar oynayacam diye. Benim o ya ühühühüh. Ağzıma etti oyun. İşi gücü bırakıp WOW oynamak istiyorum. Hazır kriz mriz, işten attılar çekerim soran olursa. Evde paso oyun... &lt;br /&gt;Neyse, bunun dışında da güzel şeyler oldu 2008 yılında. Mesela ev âlemlerinin bayandan sonra en güzel buluşu PES 2009, henüz 2008 yılında olmamıza rağmen çıktı ve hayatta her şeyi kadınlardan beklemememiz gerektiğini bir kez daha erkek kültürüne hatırlattı. Evde PES oynayıp sonsuza kadar ahenk içinde yaşayacağını düşünen erkekler etrafımızı sardı. Mutluyuz lan!.. &lt;br /&gt;2008&amp;#8217;in sonlarına doğru iki bomba oyun daha patladı. Birincisi Little Big Planet, diğeri ise büyük ihtimalle son beş yılın en iyi birkaç oyunundan biri olacak olan Fallout 3 oldu. Anlayacağınız 2008&amp;#8217;de paso oynadık. Bu arada Asena Mehmet Ali Erbil&amp;#8217;le Çarkıfelek&amp;#8217;i mi sunuyor? Ya hâlâ mı Çarkıfelek? Orhun Yazıtları gibi bi şey bu Çarkıfelek. Hiç eskimiyo (Örnek oldu ördek). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6. Engerekon&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Ergenekon soruşturması başladı. Bir noktaya kadar takip edebildiğim olaylar bir yerden sonra adeta Lost&amp;#8217;un 5. sezonu gibi olmaya başladı. Hani onda da bi tekerlek çevirip adayı yerinden oynatıyorlar ya, işte Ergenekon&amp;#8217;da da her an her şeyin olabilme ihtimali var olmaya başladı. Hatta bir ara Fatih Ürek işkenceci oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7. Dizi-TV ve sinema dünyamız&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bu yıl diziler patladı, Türk sineması fantastik çıktı, olaylar gelişti. &amp;#8216;Recep İvedik&amp;#8217; gişeyi roketledi. Son aylarda çıkan &amp;#8216;A.R.O.G.&amp;#8217; ve &amp;#8216;Issız Adam&amp;#8217;... Üfff ne sıkıcıymış ya yeni yıl için bir önceki yıl değerlendirmesi yazmak. Televizyonda ise &amp;#8216;Yemekteyiz&amp;#8217;, Tüp Star Alaturka kafasının pabucunu dama attı. Son aylarda gelen bu enteresan çalışma sayesinde kimin mutfağı ne kadar güzel ya da mantıda maydanoz olur mu gibi değişik sorulara yanıt aradık. Elimize geçen ne oldu? Tabii ki TV&amp;#8217;nin kara saplı kumandası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8. Adalet kürkün temelidir&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Bülent Ersoy&amp;#8217;un halkı askerden soğutma davası yattı. &amp;#8220;Oğlum olsa askere göndermem&amp;#8221; diyen Ersoy fikrinden dönmedi, sonunda fikir özgürü olarak sağ sağlam ayakta kaldı. &lt;br /&gt;Fakat 2008&amp;#8217;de herkes Bülent kadar şanslı değildi. Polis şiddeti şiddetlenerek devam etti. Hatta polis ve şiddet kavramları toplumda birbirinden o kadar ayrılmaz bir hal aldı ki, polis kılığında iki kişi bir kadını tekme tokat kaçırıp tecavüz etti. &lt;br /&gt;Bu olayların üzerine Celalettin Cerrah vatandaşları polise kimlik sormaya davet etti. Davete uyan bir vatandaş çenesi kırılıp, kafatası çatlayana kadar kendini yerden yere vurdu. Yani bize öyle diyorlar. Ha bu arada 2008&amp;#8217;de birçok polis memurunun ayağı kaydı, eli dolaştı, olaylar gelişti... &lt;br /&gt;1 Mayıs gösterilerindeki memurları da tanıyamadık bir türlü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9. Erke Dönergeci dönemedi&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Sonsuz enerji üreteceği dolmasıyla piyasaya çıkan dönergeç tıss çıktı. Tarkan&amp;#8217;ın &amp;#8216;Dön Bebeğim&amp;#8217; parçası bile (Zamanı geçmiş olmasına rağmen) daha fazla enerji üretti. Yarım ekmek döner bile daha güzel... Bu arada 2008&amp;#8217;de Pink Floyd&amp;#8217;un klavyecisi Richard Wright&amp;#8217;ı kaybettik. Erke merke hikâye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10. Artan ırkçılık&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Türkiye&amp;#8217;de 2008&amp;#8217;de ırkçılık arttı. Hem de çok arttı. &lt;br /&gt;Haftaya 2008&amp;#8217;in dalağını yarmaya devam edeceğiz. Daha bunun Obaması var, terliği var, Unakıtan&amp;#8217;ı var, salonu var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:36:12 +0200</pubDate>
        <category>Kaan Sezyum</category>
      </item>
      <item>
        <title>Dar alanda kısa paslaşmalar</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=505</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=505</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-size: 15px; line-height: 18px;&quot;&gt;&lt;img src=&quot;http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/12/28/fft5_mf92232.Jpeg&quot; border=&quot;0&quot; /&gt;
&lt;p style=&quot;margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 6px; margin-left: 0px; font-family: Georgia;&quot;&gt;&lt;em&gt;Koleksiyonda şu an tek modelin farklı kumaşlara uygulandığı tasarımlar var. İkili bu tek modeli seçmelerinde, tasarımın basit ancak zarif kesimiyle, kadın vücudunu/silüetini şık biçimde gösterebilmesinin etkin olduğunu söylüyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Türkiye&amp;#8217;den, diğeri Yunanistan&amp;#8217;dan iki tutkulu tasarımcı Londra&amp;#8217;da okurken buluşmuş ve iddialı bir seçimle, sadece tek bir modelde elbise tasarlayarak işe koyulmuş. Maison De Piem adlı markalarının hikâyesini anlatan Türk ortak Mine Özgül, öncelikle enteresan isimlerini nasıl seçtiklerini anlatıyor: &amp;#8220;Koleksiyon, öncelikle gece kıyafetlerine yönelik. Biz de Amerika&amp;#8217;da kullanıldığı şekliyle akşam saati birimlerinin kısaltılması olan &amp;#8216;pm&amp;#8217;i ismimize taşıdık. Bir de Piem ikimizin adlarının baş harflerinin okunuşu da oluyor, aynı zamanda...&amp;#8221; &lt;br /&gt;Ortağı Periklis Georgopoulos ile London College of Fashion&amp;#8217;da master yaparken tanışan Özgül, çok kısa zamanda kendi markalarını yaratma kararını verdiklerini anlatıyor. Londra-Atina-İstanbul ve daha bilumum destinasyona yapılan seyahatten sonra Maison De Piem&amp;#8217;in ortaya çıkması topu topu bir yılda gerçekleşmiş. &lt;br /&gt;Özgül ve Georgopoulos, ekonomi eğitiminin ardından bir U dönüşüyle tasarımcı olmaya karar vermiş iki kişi. Özgül, Amerika&amp;#8217;nın en saygın okullarından Brown University&amp;#8217;de hem ekonomi hem de sanat tarihi üzerine eğitim görmüş. Georgopoulos ise Milano&amp;#8217;daki Universita Bocconi&amp;#8217;de uluslararası ekonomi eğitimi aldıktan sonra Londra&amp;#8217;da modayla ilgili mastır yapmaya gitmiş. &lt;br /&gt;Her ikisinin de Londra&amp;#8217;da eğitim kararlarının altında &amp;#8216;tasarımcı olmaya karar vermek&amp;#8217; gibi net bir amacın olmadığını söylüyor Özgül: &amp;#8220;Biz kendimizi tasarımcı olarak adlandırmıyoruz bile... Güzellik ve estetiği bir arada görebildiğimiz her şeyi -ki bu kıyafet, mobilya ya da yeri geldiğinde bir enstelasyon olabilir- hayata geçirmeye çalışıyoruz...&amp;#8221; &lt;br /&gt;Sadece tek bir ürün tasarlamak, anlık bir kararın sonucu olmuş Maison de Piem&amp;#8217;ciler için... Çok da iyi dönüş aldıklarını düşünüyorlar. Gelecekte koleksiyonun büyüyeceğini ama elbise modellerinin hep ana eksende kalacağını belirtiyorlar. &amp;#8220;Peki niye elbise?&amp;#8221; sorusunu ise &amp;#8220;Geçmişin ihtişamını ve birikimini şimdinin yeniliği ve yaratıcılığıyla birlikte en iyi yansıtabilen parça olduğu için&amp;#8221; diye yanıtlıyorlar: &amp;#8221;Bir de dişiliği en iyi yansıtan parça olduğu için...&amp;#8221; Ayrıca kendi üsluplarını en rahat, en iyi biçimde ifade edebildikleri parça da hep elbise olmuş. &lt;br /&gt;Sadece elbiseden ibaret kapsül koleksiyonda şu an tek bir modelin farklı kumaşlara uygulandığı tasarımlar yer alıyor.&lt;br /&gt;Kumaşlar için çok araştırma yapmaları gerektiğini anlatıyor Özgül. Kullandıkları bu tek tip modeli seçmelerinde, tasarımın basit ancak zarif kesimiyle, kadın vücudunu/silüetini şık biçimde gösterebilmesi etkin olmuş. Özgül, aynı bakış açısının, gelecek koleksiyona da hâkim olacağını ekliyor.&lt;br /&gt;Maison De Piem koleksiyonuna eklenecek ilk farklı parça ise önümüzdeki koleksiyonla birlikte pantolon olacak. Özgül, ilk defa tasarladıkları pantolon modellerinin çok farklı ve sürpriz bir parça olacağından bahsediyor. &lt;br /&gt;Hem Georgopoulos&amp;#8217;un hem de Özgül&amp;#8217;ün değişmez ilham kaynağı Yves Saint Laurent... Martin Margiela ve Helmut Lang&amp;#8217;ın sade görünümlü, aslında komplike kesimli tasarımlarını da beğeniyorlar. Özgül, bu isimlerin dışında Rei Kawakubo (Comme Des Garçons) ve Junya Watanabe&amp;#8217;nin tasarımlarının her ikisi için de öğretici olduğunu, kendilerini farklı ve yaratıcı olmaya dair kışkırttığını anlatıyor... &lt;br /&gt;Bir de akıllarının bir köşesinde hep olan kimi isimler var: Sürrealist dönemin muse&amp;#8217;larından Elsa Schiaparelli, İkinci Dünya Savaşı döneminin ünlü modacısı Madame Gres, Christian Lacroix ve Hüseyin Çağlayan gibi... Cesaretine ve benzersiz tarzına hep hayran oldukları bir isim; şu aralar yeni albümüyle yine gündemde olan şarkıcı Grace Jones... İlkbahar-yaz koleksiyonlarını hazırlarken ise ABBA&amp;#8217;nın meşhur kadın vokalleri Agnetha Faltskog ve Anni-Frid Synni-Lyngstad-Fredriksson&amp;#8217;dan etkilenmişler. &amp;#8220;Hep giydirmek istediğiniz kadın kimdir&amp;#8221; sorusunun cevabı ise &amp;#8216;The Simpsons&amp;#8217; çizgi-dizisinin annesi Marge Simpson oluyor; hep zarif, klasik ama stil sahibi oluşundan dolayı!.. &lt;br /&gt;Maison De Piem tasarımları Midnight Express mağazalarında satışa sunuluyor.&lt;/p&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:35:15 +0200</pubDate>
        <category>Ferhan İstanbullu</category>
      </item>
      <item>
        <title>Berikilerle ötekiler</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=504</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=504</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Georgia; font-size: 15px; line-height: 18px;&quot;&gt;Geçen Ramazan&amp;#8217;da bir üst mahallede her zaman alışverişimi yaptığım dükkâna, camiden çıkmış huzurlu kalabalığın arasından geçip girdim. Şarap alacaktım. Ama şarapların durduğu, kapıya yakın köşe boştu. Dükkân sahibiyle göz göze geldik, &amp;#8220;Şaraplar nerede?&amp;#8221; diye sordum. Müşterisi vardı, laf arasında &amp;#8220;Şimdi yok, ama aslında var&amp;#8221; gibi bir şey dedi. Bekledim.&lt;br /&gt;Baş başa kalınca arkasındaki rafların üzerine örttüğü kâğıttan perdeyi kaldırdı, şişeler parladı. Ramazan&amp;#8217;da içkilerin ortada durmasından rahatsız olmuş cemaat, bunun haberi bir şekilde gelmiş, o da böyle bir formül bulmuş. Ama içki satıp satmadığını denetleyen yoktu. Elimdeki torbada şişeyle kalabalığın içine yeniden girerken, hafif bir tedirginlik vardı üzerimde. Bir şey olacağından değil, ama kendimi tepemde bir ok işaretiyle yürüyormuşum gibi hissettim bir anda. Herkes bana mı bakıyordu? &amp;#8220;Merhaba! Ben buradayım. Elimde de şişe var!&amp;#8221; Yok canım. Olamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mum sınavı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu deneyimimi daha önce anlatmak istemezdim. Çünkü her türlü din eksenli muhafazakâr yaklaşımı 10&amp;#8217;la çarparak abartan bir kesim de var. Benim başımdan geçen bu olayı tek başına anlattığımda ne ifade edebilirdi ki? Sadece İstanbul&amp;#8217;un son derece seküler bir semtinin göçle oluşmuş komşu mahallesindeki durumu anlatırdı. &lt;br /&gt;&amp;#8216;Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler&amp;#8217; araştırması ise memleketin genelindeki tabloyu görmemize yardımcı oldu. Prof. Dr. Binnaz Toprak&amp;#8217;ın yönetiminde ve katılımıyla üç meslektaşımın yaptığı derinlemesine görüşmeler, herkesin kendi çevresinde gördüğü resmi daha büyük bir çerçeveye yerleştirdi ve adını koydu: Bu memleketteki Sünni-muhafazakâr çoğunluk fena halde hoşgörüsüzdü, hatta belli anlatımlar da bu durumun son zamanlarda kadrolaşma nedeniyle pekiştiğini de gösteriyordu. &lt;br /&gt;Benim Ramazan&amp;#8217;da yaşadığım durumu Şevval, Şaban, Muharrem ya da Recep fark etmez, her ay yaşayanlar vardı. Anadolu&amp;#8217;nun bazı kentlerinde içki içmek isteyenin şehir dışını teşrif etmesi gereğinin, münferit haber olmaktan çıkıp genelleşen bir uygulama olduğunu anladık. Bu araştırma aktardığı tanıklıklarla, bu tür baskılara boyun eğip kaderine razı olanlara tercüman oldu. Küpesi nedeniyle taciz edilen genç erkekler, sakalı nedeniyle ev bulamayanlar, pantolon giydiği için uyarı alan kadınlar buna dahil.&lt;br /&gt;Araştırmanın tespit ettiği baskının varlığını ilk ne zaman hissettim, hatırlamam zor. Ama unutamadığım bir-iki deneyimimim var. Biri 20 yıl öncesine ait. Dört arkadaş çadırla Batı Karadeniz turu yapıyoruz. Bir Alman çift, ben ve çocukluk arkadaşım-kardeşim Attila... Bir köye uğradık, hemen girişteki korulukta kamp kurmak için izin aldık, hatta kahvehanede hoş sohbetler de ettik. Ertesi sabah köyden iki kişi bizi ziyarete geldi, yanlış hatırlamıyorsam kahvaltılık bir şeyler de getirdi. İşin misafirperverlik kısmı tamamlandıktan sonra sıra sorgu suale geldi.&lt;br /&gt;Evet, arkadaşlar bizden yaşça büyüktü, evliydi. Evet, onlar arabanın üstüne kurulan çadırda kalıyordu. Biz? Biz ikimiz? Attila&amp;#8217;yla ben de işte bu çadırda kalıyorduk. Biz evli miydik pekiyi? Attila&amp;#8217;yla şöyle bir bakışıp konuşmadan &amp;#8220;Nişanlıyız&amp;#8221; demeye karar verdiğimizi hatırlıyorum. &amp;#8216;Arkadaşız biz, bak valla arkadaşız, hem de küçüklükten, kardeş gibiyiz&amp;#8217; falan desek hayatta inanmayacaklarını kestirdiğimiz için attık yalanı. Tabii yine içi rahat etmedi ziyaretçilerimizin. Biri sazı aldı eline. Başladı anlatmaya: &amp;#8220;Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak bir ülkede bir padişah yaşarmış. Padişahın çok güzel bir kızı varmış, ama bu kıza büyü müyü yapmışlar, o da uyurgezer olmuş, bir gece kalkmış yağmurlu bir havada uyurgezer vaziyette saraydan çıkmış, dere tepe düz gitmiş, gözünü açtığında bilmediği bir yerde, perişan haldeymiş. Bir kapıyı çalmış. Kapıyı genç bir imam açmış. Kız onun kollarında bayılmış. Genç imamımız kızı kurulamış, giydirmiş, yatırmış ve tabii ki kendisine fena halde vurulmuş. Mum ışığının aydınlattığı odada kızımız mışıl mışıl uyurken imamımız da ona bakar bakar dururmuş. Bir de bakmış ki, kendini kaybedip hayallere dalıyor, hemen uzatmış bir parmağını mumun alevine, yakmış, canı yanınca kendine gelmiş. Sonra bir daha hayallere dalmış, yine aynı şeyi yapmış. Bu sabaha kadar böyle gitmiş. Bu arada padişah da kızını aramaya başlamış. Ertesi gün kız kendine gelmiş, genç adama hikâyesini anlatmış, o sırada padişah çıkagelmiş. Kızı, &amp;#8220;Babacığım, babacığım, bu genç adam bana baktı, üstelik bana hiç dokunmadı&amp;#8221; demiş. Bizim genç imamın 10 parmağı da birinci dereceden yanıkmış artık ama olsun. Bu erdemli davranışı sayesinde hem güzel hem de zengin bir eş sahibi olmuş. Yaaa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Varsa vardır&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tabii masalın sonunu adam tam böyle anlatmadı, yanıkların derecesi ve para faktörüyle ilgili bu kadar açık konuşmadı ama bir &amp;#8220;Yaa...&amp;#8221; dedi Attila&amp;#8217;ya bakarak... Biz de bir taraftan &amp;#8220;Evet evet&amp;#8221; derken diğer taraftan gülüyorduk. Durum böyle olunca masalcımız kıssadan hisse çıkaramayacağımıza kanaat getirip &amp;#8216;Hikâyede anlatılmak istenen nedir&amp;#8217; bölümüne geçti.&lt;br /&gt;Gülmekle ağlamak arasında fena halde sıkıştığım anlardandır. Bugün ise o hikâyeyi kahkahalarla gülerek anarız. Orada yaşamak zorunda kalmadığımız için tabii.&lt;br /&gt;Şimdi, bu anılarımı ortaya dökmeme vesile olan bu raporu ya da bu yazıyı okuyup, &amp;#8220;İyi ama ben de şu şehirde yaşıyorum ve hiç baskı görmüyorum&amp;#8221; diyen de çıkabilir. Ama dikkatinizi çekerim, burada vurgu &amp;#8216;baskı görenler&amp;#8217; üzerindedir. Sonuçta bir devlet büyüğümüzün &amp;#8216;Varsa vardır, yoksa yoktur&amp;#8217; önermesinden yola çıkarak da şunu diyebiliriz. Vardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:34:44 +0200</pubDate>
        <category>Banu Güven</category>
      </item>
      <item>
        <title>Sıradan insanlar, değişen dünya</title>
        <link>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=503</link>
        <guid>http://www.accayip.com/readarticle.php?article_id=503</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p&gt;&lt;span style=&quot;color: #000000; font-family: Georgia; font-size: 15px; line-height: 18px;&quot;&gt;31 Aralık gecesine kadar hangi yöntemle, kaç kilo verebileceğinizi mi merak ediyorsunuz? Yoksa yılbaşı partinizde giyeceğiniz kostümle nasıl fark yaratabileceğinizi mi? Peki 2009&amp;#8217;da burcunuzu hangi üfürükten tayyarelerin beklediğini öğrenmek istemez misiniz? Nanik o zaman, muhitimize geldik bu noktada ayrılalım. Çünkü bizler ayrı dünyaların insanlarıyız.&lt;br /&gt;Hoş, 2008&amp;#8217;e &amp;#8216;yamaçtaki sarhoş keçi&amp;#8217; pozisyonunda girmiş bir hayta olarak yılın son yazısında Hegel&amp;#8217;in Tarih Felsefesi&amp;#8217;ni tartışacak değilim ama yeni yıl mefhumunu zobotof efektli bir kalp çarpıntısıyla bekleyenleri de katiyen anlayamıyorum. Bu tür şeyler çocukluk çağında yaldızlı heyecanlara gebedir ve o kadardır. Yılları, ayları, anları ve aslında her şeyi Edip Cansever&amp;#8217;in deyişiyle &amp;#8216;Her başlangıçta yeni bir anlam&amp;#8217; olduğu umuduyla karşılamak ise bana kalırsa yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sen, ben, bizim oğlan&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle de işbu çok değerli yazımızda ellerimizi çırparak &amp;#8216;cingıl bels&amp;#8217; söylemek yerine &amp;#8216;Sıradan insanlar dünyayı değiştirebilir mi?&amp;#8217; altbaşlıklı toplantısıyla bu yılki ikinci ayağı dün başlamış olan Marksizm 2008 Konferansı&amp;#8217;na bir göz atalım istiyorum. Her sene 3-4 gün süren ve 15-20 konudan oluşan Marksizm toplantıları savaşa, kapitalizme, ırkçılığa, küresel ısınmaya, nükleere, cinsiyetçiliğe, homofobiye, milliyetçiliğe karşı mücadele edenlere bir tartışma platformu sunmaya çalışıyor. 1992&amp;#8217;den beri düzenlenen tartışmaların konuşmacıları ve katılımcılarına baktığımızda bir &amp;#8216;sen, ben, bizim oğlan&amp;#8217; durumu olduğunu görüyoruz ama değil mi ki &amp;#8216;sıradan insanlar dünyayı değiştirebilir&amp;#8217; o halde sen, ben ve bizim oğlanla dünyayı değiştirme çabasının tadını olanca sıradanlığımızla çıkarmalıyız.&lt;br /&gt;Dahası dünya, Türkiye ve sosyalizm adına tartışılması gerekenlerin sonu gelmeyeceğine göre, Marksizm tartışmaları da daima kendine yeni konular, konuklar ve sıradan insanlar bulabilecek. Yeter ki bu çabaların önüne taş konmasın. Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü&amp;#8217;nde bugün ve yarın devam edecek oturumlarda &amp;#8216;Şirketler ve küresel ısınma&amp;#8217;, &amp;#8216;Kapitalizm sonrası yaşam&amp;#8217;, &amp;#8216;Küresel kriz ve emperyalizm&amp;#8217;, &amp;#8216;Milliyetçilik ve ırkçılık: Nerede birleşiyor, nerede ayrılıyor?&amp;#8217;, &amp;#8216;Anti-kapitalist, özgürlükçü, yeni sol bir örgütlenme&amp;#8217;, &amp;#8216;Özür diliyoruz&amp;#8217;, &amp;#8216;Politik İslam ve Kapitalizm&amp;#8217;, &amp;#8216;Marksist gelenek: Cinsel ayrımcılık ve Kapitalizm&amp;#8217;, &amp;#8216;Yunanistan&amp;#8217;da isyan ve krize karşı küresel direniş&amp;#8217;, &amp;#8216;Darbe, Ergenekon ve demokrasi&amp;#8217;, &amp;#8216;Kapitalizm krizde: Örgütlenelim, değiştirelim!&amp;#8217; başlıklı oturumları takip edebilir, tartışmalara ve atölyelere katılıp, stantları ziyaret edebilirsiniz. İstop.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine Harmonia Mundi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Şimdi geldik meselemizin müzik kısmına. 2008&amp;#8217;in ilk yazısında Harmonia Mundi&amp;#8217;nin 50. yılı için hazırladığı &amp;#8216;50 Yıl 50 Başyapıt&amp;#8217; isimli box-setten bahsetmiş olduğum için sepet havasını da Harmonia Mundi Gold Serisi ile çalmak istiyorum. Firmanın 50.yıl sürprizleri arasında yer alan HMGold serisinin ilk 15 CD&amp;#8217;si Ağustos&amp;#8217;ta çıkmıştı. Bunu Eylül&amp;#8217;deki 15 CD izledi. Gerek kayıt gerek yorum kalitesiyle dinleyici ve eleştirmenlerin tescilli beğenisini kazanmış bu CD&amp;#8217;lerinin hepsi Harmonia Mundi tarihinde önemli yerler tuttukları için seçilmiş öyle işkembe-i kübradan değil.&lt;br /&gt;Ambalajları şık, fiyatları makul! Allah sizi inandırsın, bu seri sayesinde FaurÈ, Krenek, Alkan, Petrucci gibi meraklısı dışında az bilinen bestecilerle tanıştığınız da yanınıza kâr kalır. Zaten önemli olan da kâr değil, insandır. Ya da ağzımdan çıkanı benim kulak yine duymadığı için &amp;#8216;meyhanecinin de evi var&amp;#8217; diyelim ve kapatalım.&lt;br /&gt;Ses kontrol ses bir ki bir ki. Efendim bu köşeye vakit ayıran sizlere bana kattıklarınız ve katıldığınız için çok teşekkür ediyor; haftaya aynı gün, aynı saatte buluşmak dileğiyle cümleten gulu gulu yıllar diliyorum. Farklılıklarımızla bir arada yaşayabildiğimiz, vicdanımızla yüzleşmekten korkmadığımız, borçlu olduğumuz özürleri &amp;#8216;ama&amp;#8217;larla bağlamadığımız yıllar olsun.&lt;br /&gt;2008&amp;#8217;ciğim daha ilk haftanda bana hayatımın en güzel sürpriziyle geldiğin, beni çoğalttığın, büyüttüğün için de seni daima özlemle hatırlayacağım bebeğim. Haberleşelim yine. &lt;br /&gt;Hadi gömüşürük.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;]]></description>
        <pubDate>Fri, 02 Jan 2009 00:33:39 +0200</pubDate>
        <category>Eray Aytimur</category>
      </item>
    </channel>
  </rss>
